Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2019 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Kaburga” Kırığı Değil O, Cinayet

Erkek ve kadın iki farklı hayvan Ve kuraldır öldürür hayvanlar aleminde güçlü olan Mesele bu değil, mesele başka Niye sevsin pembe tülleri kırmızı panjurları Ve niye aynı evde yaşasın bir fille mesela Aha kırılacak bir vazo birazdan Eşi, babası, kardeşi tarafından öldürülen kadınların “yaşamak istiyoruz” çığlığı ironik bir adla kitaplaştı. Hatice Meryem’in “Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı” kitabı iki saat gibi kısa bir sürede bitiyor. Bu iki saatin sonunda erkeklik krizinin erkekleri nasıl annelerini, gelinlerini ya da eşlerini öldürmeye götürdüğüne şahit oluyoruz. Aynı zamanda bu iki saatlik kısa sürede bir yerlerde şort giydiği için otobüste, spor yaptığı için parkta saldırıya uğrayan, beyaz pantolon giydiği için ya da dondurmayı yalayarak yediği için öldürülen kadınlar bir film şeridi gibi gözümüzün önünden akıyor. Zehirli erkeklik bazen gururdan, bazen kıskançlıktan, bazen geçim derdinden, bazen hovardalıktan yani herhangi bir sebepten cinayet çıkartabiliyor. Bu kadar kol...

Düşman Ve Ceza

Haktan bahseden namuslu insanları Yağmurlu bir mart akşamı topladılar Karanlık mahzenlerinde şehrin Cellatlara gün doğdu Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır Bir kalem yazın vardır Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır Söylenmez Vedat Türkali Bir zamanlar ülkemizin dört yanının düşmanla çevrili olduğu, “ bugünlerde”  milli birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği anlatılırdı. O “bugünlerde” hiç bitmezdi, çünkü sürekli yeni düşmanlar üretilirdi. Toplumda var olan sınıf çelişkilerini gizlemek için işlevsel olan bu yöntem kapitalizmin yarattığı yeni sorunlar ve yıkımlar nedeniyle düşmanı ülke sınırlarının içine taşımayı gerektirdi. Artık siyasal iktidara biat etmeyen kesimler, gerçeği yazan gazeteci, belediye başkanı ya da milletvekili seçilebilen muhalif siyasetçi, hakkını arayan işçi, barışın yanında yer alan akademisyen, doğaya sahip çıkan köylü, “bir grup öfkeli adam” denilen cihatçı katillerden daha büyük tehlike olarak görülüyor. Aynı zamanda yeni bir h...

Şair Ceketli Devrimci

Tuttum dağ yollarını bir bir Vurdum ÖFKEMİ dağlara dağlara Alaca dağlara Güzelim dağlara Ateşler yaktım kentlere karşı Umutlar yeşerttim çiçekler gibi Yaktım tüm köprüleri, dağ yollarını tuttum bir, bir… Necmettin Giritlioğlu Sendika.Org’da yayımlanan emek tarihi yazılarından tanıdığımız Can Şafak, bu kez bir kitapla karşımızda. THKP-C’nin kuruluş aşamalarında yer alan ve hareketin sendikal alandaki en önemli militanı olan Necmettin Giritlioğlu’nu anlatan Necmettin adlı biyografi çalışması Ayrıntı Yayınları tarafından tarihimize kazandırıldı. Necmettin’in ablası Ayla Mermerci ve THKP-C kurucularından Bingöl Erdumlu ile M.R.Aktolga başta olmak üzere o dönem TİP, Maden-İş, Dev-Genç, DİSK içinde yer almış, Necmettin’le omuz omuza mücadelenin içinden gelen kişilerin sözlü anlatımlarına dayanan çalışma Hikmet Çetinkaya’nın Cumhuriyet ve Ulus gazetelerinde yayımlanan yazılarından da kaynak olarak yararlanmış. Kitapta Giritlioğlu’nun sendikal faaliyete ilk başladığı yer olan Zonguld...

Yüzleşme Zamanı

Dün sabaha karsı kendimle konuştum Ben hep kendime çıkan bir yokuştum Yokuşun basında bir düşman vardı Onu vurmaya gittim kendimle vuruştum Özdemir Asaf Bir kez daha şahlanan kadın cinayetleri vesilesiyle 2012 yılında yazılmış bir kitabı tanıtmak ve zehirli erkeklikle yüzleşmek şart oldu. Çin İşi Japon İşi adlı kitap Tayfun Atay’ın cinsiyet kimlikleri üzerine antropolojik çalışmalarıyla başlayıp bugün aldığı kültürel biçimlere göz atıyor. İyi niyetle yapılmış olsa da Anadolu’da kadının toprakla, erkeğin tohumla benzeştirilmesinin cinsiyetler arasında bir asimetriyi dışa vurduğu uyarısını önsöz bölümünde alıyoruz. Kadını statik ve edilgen, erkeği dinamik ve etkin bir konuma sürükleyen bu cinsiyet hiyerarşisinin erkeği taşıyıcısı olsa da sahibi olamadığı bir iktidarın pratisyeni olmaya zorlayarak, erkekliği erkeğe nasıl zehir ettiğini anlamak için sonraki bölümleri okumak gerekecek. Toplumsal cinsiyet tanımının ardından nasıl erkek ve nasıl kadın olunacağının zamana, topluma ve kült...

Alma Laikliğin Ahını Çıkar Aheste Aheste

Sizin, yani onların hayatlarına  Allahlar girmiş, Allahlardan kurtulamıyorlar Allahlar yani çarşıda, pazarda, yani evde Yani arabalarına taş koydukları caddelerde Bir dilim jandarma ekmeği kürekte, kürek denizde Yani sızlayageldiği şey öbür taraflarının Yani gölgesinden ölümü görmüş gibi korkulan Allahlar yani yine yanıldıkları… Cemal Süreya Çalışkan ve cesur gazeteci İsmail Saymaz, bu kez de uçmayan ama müritleri tarafından uçurulan şeyhlerin, malını-mülkünü yedirip, üstüne bir de tecavüze uğradıktan sonra “kandırıldım” diye ağlayan dindarların arasına dalmış. Altı ayrı sahte şeyhin öyküsüne geçmeden önce Osmanlı’nın tarikatları nasıl denetlediğine kısaca değinen Saymaz, sorunun çözümü hakkında ön fikir oluşturmuş. Cumhuriyetle birlikte getirilen Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun sonuçları ile buna karşı gelişen ve peygamberlik ilanına kadar varan çeşitli tepkileri içeren kısa bir tarihçe anlatımında bulunmuş. Şehvetiye Tarikatı adını taşıyan kitapta; Diyanet İşleri Başkanlığ...

Neresi Sıla Bize Neresi Gurbet

Uzağa değil, usta öteye, hep öteye gitti Özdemir Asaf Doğu Afrika kıyılarında bulunan Zanzibar’da doğan Abdulrazak Gurnah, ülkesinde bir ayaklanma ve sosyalist rejime tanıklık ettikten sonra genç yaşta İngiltere’ye giderek, Kent Üniversitesi’nde öğrenim hayatına devam eder. Daha sonra İngiliz edebiyatı ve kolonyal edebiyat hocası olur. Otobiyografik öğeler taşıdığını tahmin ettiğimiz “Sessizliğe Hayranlık” (Admiring Silence) romanının adı zikredilmeyen anlatıcısı da Zanzibarlıdır. Göçmenlik, ırkçılık, sömürgecilik, ulusalcılık sorunlarına ayna tutan roman boyunca anlatıcının adını öğrenemememiz yersiz-yurtsuz, kimliksiz, bağsız ve köksüz kalmış bireyi belleğimize kazır. Memleket hasreti çekmeden ömrünü geçirdiği İngiltere’de herkes gibi kendine ait bir doktorunun olması bile Zanzibarlının yarasını kaşımaya yeter. Geldiği yerde yılan sokması için gönderilecek panzehir iğnesini ya da cerahat toplayan yaralarını tedavi edecek anti-bakteriyel kremi bekleyenlere, herkesin kendi d...

SOL POPÜLİZME SOLDAN BAKMAK

Bütün Mümkünlerin Kıyısında Turgut Uyar Chantal Mouffe, 1985 yılında müteveffa Ernesto Laclau ile birlikte “Hegemonya ve Sosyalist Strateji” kitabını yazdığında sınıftan kaçış eleştirilerine maruz kalmıştı. Bu eleştirilerin sebebi kapitalist üretim ilişkilerinin her yere nüfuz ederek yeni antagonizmaları ortaya çıkardığını, bunun da yeni toplumsal hareketleri doğurduğundan işçi sınıfının artık tek devrimci özne olmadığını öne sürmesiydi. Bu andan itibaren işçi sınıfının yerini halk, sosyalizmin yerini radikal demokrasi almıştı. Bu akımın ülkemizde de temsilcileri oluştu. Ernesto Laclau’nun 2014 yılında ölmesiyle Mouffe çalışmalarını tek başına sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde Sol Popülizm kitabı Türkçeye çevrilerek İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Ancak Mouffe bu kez 30 yıl öncesine kıyasla işçi sınıfının taleplerinin ihmal edildiği kanısında. Sol Popülizm kitabının temel tezleri şunlar: – Neoliberal hegemonyanın krize girmesi sol popülist momentte olduğumuza i...

MEKANDA SİYASET Mİ, MEKANIN SİYASETİ Mİ?

Şehirler bana bir tuzak İnsan sohbetleri yasak Sabahattin Ali 70’lerden itibaren dünya çapında bir saldırı başlatan neoliberalizm en büyük desteğini muhafazakarlıktan aldı. Bu ikilinin hegemonik gücünü en başta mekanı kullanarak sağladığını söyleyen Gencay Serter, Muhafazakar Kentin İnşası kitabında hem neoliberalizm-muhafazakarlık ittifakını hem de bunların mekanla kurduğu ilişkiyi incelemiş. İlk bölümde bu ikilinin kurduğu ittifakın ideolojik boyutu ele alınarak, Lefebvre’nin “hayatı değiştirmek için mekanı değiştirmek gerekir” önermesinin arka planına bakılıyor. Aydınlanma düşüncesi ve Fransız Devrimine tepki olarak 18.yüzyıl sonlarında ortaya çıkan muhafazakarlık devrim korkusuyla mevcut düzenin bekçiliğini yapmak üzere yardıma çağrılan bir ideoloji. Özgür insanın ve akılcılığın reddi, özel mülkiyetin kutsanması gibi değerlere sahip olan bu ideolojinin neden kamusallık karşıtlığı yapmak zorunda olduğu ve onun yerine neden aile, cemaat gibi alt birimleri öne çıkardığı bu...

Kimlik Siyasetinde Sınıfsal Yarılma

Uyuşamayız, yollarımız ayrı;  Sen ciğercinin kedisi, ben sokak kedisi; Senin yiyeceğin, kalaylı kapta; Benimki aslan ağzında; Sen aşk rüyası görürsün, ben kemik.  Orhan Veli Peyami Safa, Fatih-Harbiye romanıyla genç Cumhuriyetin modernleşme projesinin nasıl bir kültürel yarılmaya yol açtığını anlatmıştı. Birbirine tramvayla bağlı olan iki semtten birine geçenler ezan ve ud sesi geride bırakıp, caz ve baloya kulak kesiliyordu. Romanın kahramanı Neriman bu kültürel eşikten atlarken siyah başörtüsünü çıkartıyordu. İrfan Özet, bu romandan esinlenerek adını koyduğu çalışmasında iktidarın nimetlerinden yararlanarak zenginleşen İslamcı hareketin içerisinde oluşan farklı yaşam tarzlarını, beğenileri, yeme-içme alışkanlıklarını muhafazakarlığın sembolik mekanları olan Fatih ve Başakşehir’i karşılaştırarak gösteriyor. Araştırma Weber’e ait “sosyal kapanma” ile Bourdieu tarafından formüle edilen “habitus” kavramlarına yaslanarak yapılmış. Sosyal kapanma kavramı, Marksist eşitsizli...

Aşan Bilir Şeş Kapısının Ardını

Türk Edebiyatına Antabus ve Kul gibi iki güzel roman hediye etmiş olan Seray Şahiner, bu kez bir öykü kitabı ile karşımızda. Hepyek adını taşıyan kitap halkın çeşitli kesimlerinin hayata tutunma stratejilerinden örnekler verirken, cahil olarak görülen tabakanın gündelik hayatın kodlarını çözdüğünde aydın sayılan insanları suya götürüp susuz getirebileceğini gözler önüne sermesiyle kafa açıcı. Kitap “kazanmak için değil ölmemek için yaşayan, bir hedefe varmak için değil duracak yerleri olmadığı için sürekli giden, dünyayı bir ev olarak değil yağmurda ıslanmamak için saçak altı olarak kullanan” iki çulsuzun var kalabilme mücadelesini anlatarak başlar. Okunan her sal â onlar için akşam yemeği anonsudur. Adaletsiz düzenin bir elbise gibi dikip biçtiği suçun içine yerleştirilen biri 17, diğeri 19 yaşındaki bu gençler işlenmemiş günahların cezasını peşin peşin çekerken, öbür dünyada çekecekleri cezada indirime gidilmesini umarak ölmemeye devam eder. Yazar renkleriyle ve sesleriyle an...