Ana içeriğe atla

Alma Laikliğin Ahını Çıkar Aheste Aheste

Sizin, yani onların hayatlarına 
Allahlar girmiş, Allahlardan kurtulamıyorlar
Allahlar yani çarşıda, pazarda, yani evde
Yani arabalarına taş koydukları caddelerde
Bir dilim jandarma ekmeği kürekte, kürek denizde
Yani sızlayageldiği şey öbür taraflarının
Yani gölgesinden ölümü görmüş gibi korkulan
Allahlar yani yine yanıldıkları…
Cemal Süreya
Çalışkan ve cesur gazeteci İsmail Saymaz, bu kez de uçmayan ama müritleri tarafından uçurulan şeyhlerin, malını-mülkünü yedirip, üstüne bir de tecavüze uğradıktan sonra “kandırıldım” diye ağlayan dindarların arasına dalmış.
Altı ayrı sahte şeyhin öyküsüne geçmeden önce Osmanlı’nın tarikatları nasıl denetlediğine kısaca değinen Saymaz, sorunun çözümü hakkında ön fikir oluşturmuş. Cumhuriyetle birlikte getirilen Tekke ve Zaviyeler Kanunu’nun sonuçları ile buna karşı gelişen ve peygamberlik ilanına kadar varan çeşitli tepkileri içeren kısa bir tarihçe anlatımında bulunmuş.
Şehvetiye Tarikatı adını taşıyan kitapta; Diyanet İşleri Başkanlığı’nın “Dini-Sosyal Teşekküller Geleneksel Dini-Kültürel Oluşumlar ve Yeni Yönelişler” başlıklı gizli raporundan da yararlanarak Menzil, İskenderpaşa, Erenköy vb. cemaatler hakkında bilgiler sunuluyor, bunların kapsamı, kurumsallığı, ekonomik gücü, faaliyetleri ve siyasi yönelimleri hakkında okur aydınlatılıyor. Bu cemaatlerin okulları, hastaneleri, medyası, sermaye örgütlerinin olduğu ve çeşitli bakanlıklarda kadrolaştıkları hatırlatılıyor.
Ana akım cemaat diyebileceğimiz bu cemaatlerin dışında kalan ve İsmail Saymaz’ın merdivenaltı cemaat demeyi uygun bulduğu Kırklari Tarikatı, Suffe Derneği, Farukiler gibi cemaatler ve şeyh diye ortaya çıkan sahtekârlar bu kitabın konusu.
Dikkat çeken bir nokta, bu kitapta bahsi geçen şeyhlerin ilkokul mezunu olmaları, Kuran’ı okuyacak Arapça bilgisine dahi sahip olmamaları, daha da ilginci namaz bile kılmamaları. Kendi müritlerini de en cahil tabakadan seçince keramet sahibi olduklarına inandırarak, müritlerin malını mülkünü ele geçirmiş, cennete gönderme vaadi ile cinsiyet ayrımı gözetmeden cinsel ilişkiye razı etmişler.
Yargılama konusu için de bir parantez açmak gerekirse; devlet koruması altında bulunan ana akım cemaatlerin tersine bu tarikatların ağır cezalar aldıkları görülüyor. Fakat bu bile bin bir güçlükle, çeşitli engellemelere rağmen olmuş. Ayrıca kendi karısını badelemesi için şeyhe sunan, şeyhle anal seks yapınca Allah’a yakınlaştığına inanan, şeyhin penisine nur çeşmesi muamelesi yapan müritlerin şikayetçi olmaması da hakimlerin, kişinin kendi rızası ile şeyhle birlikte olduğu yönünde görüş bildirmesine yol açmış.

Açılışı dua ve tekbirle yapılan Çiftlikbank dolandırıcılığı, cinlerle çarpışarak define çıkarmak için yüzbinlerce dolar toplamayı gölgede bırakabilir; Bosna’ya yardım paralarının iç edilmesi, Deniz Feneri, Jet Fadıl gibi kitlesel ve büyük meblağlı tokatlamalar sahte şeyhlerin yaptığı dolandırıcılıkları önemsiz gösterebilir. Olmayan yatıra türbe yapıp “inanç turizmi” yoluyla servet edinmek İhlas Holding, Yimpaş, Kombassan dolandırıcılıklarının yanında masum kalabilir. Ancak yine de bütün mal varlığını satıp, üstüne bir de çektiği krediyi şeyhine hibe ettikten sonra ortada kalan kişilerin düştüğü durum hem trajik hem de din sömürüsünün küçük-büyük bütün dolandırıcılar için bir sermaye sağladığını göstermesiyle ibretlik.
Ensar Vakfı’nda 42 çocuğunun istimara uğradığı açığa çıktığında CHP Genel Merkezi’ne siyah çelenk bırakan pişkinlik kitapta anlatılan şeyhlerin cinsel istismarını şeref madalyası diye boynuna takarsa şaşırmamak lazım.
İsmail Saymaz’ın değerli çalışması laikliğin belki de herkesten önce dindarlar için gerekli olduğunu ortaya koyuyor. Dindar taban daha fazla zarar görmek ve çürümek istemiyorsa acilen sekülerleşmeyi önüne koymalı. Dileriz bu kitap onları uyandırır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...