Bu
Dirlik
Düzenlik
Kavgasında
Yunus
Kollar
Daldırma
Gül
Ve
Yürek
Kocamandır.
He
Vallah
Kocamandır.
Kalabalık
Yücedir
Kalabalık
Vatandır
Enver Gökçe
Akp’nin
kapıldığı meydan korkusu artarak sürüyor.Halk hareketi karşısında başta Taksim
ve Kızılay olmak üzere ülkenin yasaklı meydanlarında ağır bir yenilgi yaşayan
Akp, şimdi tribünleri denetim altına almaya çalışıyor.
Diktatörlerin
korkulu rüyası olan meydanlar toplumsal hareketlerin kendisini ifade ettiği,
taleplerini daha geniş kitlelere duyurduğu, boyun eğmeyen, direnen insanların
varlığının gösterildiği umut mekanlarıdır.Halkın bir araya gelerek kendi gücünü
gördüğü, politik bir özne olduğunda dünyayı değiştirebileceğinin bilincine
vardığı, zaptedildiğinde iktidarın sallandığı yerler yine meydanlardır.
Aralarında
coğrafi uzaklıkların olması domino teorisinin hayata geçmesini engellemez.Tahrir’deki
isyan Wall Street’i işgal et hareketini tetikler, Taksim’deki halk hareketi de
Brezilya’daki ulaşım hakkı eylemine esin kaynağı olur.
Bunları
çok iyi bilen Akp iktidarı Haziran isyanının başından itibaren ısrarla “mesaj
alındı, evinize dönün,sandıkta görüşelim” şarkısını döne döne okudu.”Taksim’den Tahrir
çıkarmaya çalıştılar “derken meydanlardan duydukları korkuyu açığa vurdular.Bu
yüzden Taksim’i insansızlaştırma projesi ile ortak yaşam alanlarının tasfiyesi,
Yenikapı’ya miting alanı projesi ile kent meydanlarının toplumsal muhalefetin
kullanıma kapanması amaçlandı.
ISLIKLARA GÖĞÜS GEREN İŞTE BENİM
ZEKİ MÜREN
Yasaklı
meydanları halk hareketine kaptıran Akp’nin ele geçiremediği alanlardan biri de
tribünler.Güçlü bir sokak hareketinin varlığında politize olabilen, kollektivitenin,
dayanışma duygusunun hayata geçirildiği proleter kamusal alanlar olarak da görülebilecek
olan tribünler, Başbakan ve Akp’li Bakanların baş belası oldu.Öyle ki uluslararası
organizasyonlarda can sıkıcı durumlar yaşamamak için önlemler almak zorunda
kaldılar.Örneğin Akdeniz Oyunlarının (White Sea değil) açılış törenlerinin
biletlerine ulaşmak mümkün olmadı, 25.000 bilet bir anda “tükendi”.Ancak
tribünde gözlenen boşluklar biletlerin nereye gittiği sorusunu da beraberinde
getirdi. Tabi bindirilmiş kıtalara karşı yapılan açılışta, Başbakan’ı Afrika Gezisi dönüşünde
havaalanında karşılayanlarca atılan “Tayyip şaşırma, sabrımızı taşırma”
sloganını duyma riski de vardı ama bu sefer böyle bir kaza yaşanmadı.
İnönü
Stadında atılan “O. Çocuğu Hüseyin Üzmez “ sloganını saymazsak tribünlerin Akp
alerjisi ilk kez Galatasaray-Hamburg maçında görüldü.Stat hoparlöründen yapılan
“Başbakanımız Sayın Erdoğan Ali Sami Yen’de “ anonsunun ardından tribünden
homurtular ve ıslıklar yükseldi.Ardından Gençlik Marşı söylendi. (19 Mart 2009)
Ali
Sami Yen Stadı’nda aldığı uyarıyla uslanmayan Akp, şansını Galatasaray’ın yeni
stadı Türk Telekom Arene’da denemek isterken en basit nezaket kuralını bile zül
olarak gören kibirleri yüzünden beterin beterini yaşadı.Yeni bir stad ve o
stada kadar uzatılan metro hattı ile güzel bir şov yapma imkanı yakaladığını
düşünen Akp heyeti, Galatasaray
seyircisinin önünde kulübü ve rahmetli başkan Özhan Canaydın’ı aşağılamaya
kalkınca gördükleri tepki yüzünden Ajax maçı başlamadan kaçmak zorunda
kaldılar.
Geçenlerde
Fenerbahçe-PSV arasında oynanan hazırlık maçında Saraçoğlu stadı yine “Her yer
taksim,her yer direniş “sloganıyla inleyince Akp gene “çok mağdur” oldu !
Tekel işçileri
Ankara’da çadırlarını kurup 78 gün sürecek direnişlerine başladıktan sonra dört
bir yandaki statlarda oynanan maçlarda destek pankartları açıldı, sloganlar
atıldı.Ankaragücü-Galatasaray maçı oynanırken “4-c’ye hayır” yazılı tişörtler
giyen Tekel işçileri ile taraftarlar birlikte gözaltına alındı.Tam bu sırada
tribünlerden “Tekel işçisi yalnız değildir” sloganı yükseldi.Gözaltına
alınanlara 2.000 TL para cezası kesilirken, taraftarlara 1 yıl stada giriş
yasağı konuldu.
Bu
arada 2010 Dünya Basketbol Şampiyonasının finalinden sonra seyirciler yine
Başbakan Erdoğan’ı yuhalayarak protesto ediyor, TEB BNP Paribas WTA Championships İstanbul
Tenis Turnuvası finalinde de Akp’li
Bakanlar ile İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı ıslıklanıyordu.Gazi Koşusunu
izlemek üzere Veliefendi Hipodrumuna giden İstanbul Valisi Mutlu İle Gıda,Tarım
ve Hayvancılık Bakanı Mehdi Eker “Her yer Taksim,her yer direniş” sloganını
dinlemek zorunda kalıyorlardı.
Sporun
farklı branşlarında seyirciler tarafından persona non grata ilan edilen Akp,
sporun yüzkarası ırkçılık,doping ve şike gibi suçlarda aldığı tavırla hem sporu
çökertiyor hem de öfkeyi büyütüyordu. (bkz. Irkçı
Rıza’nın Akdeniz Oyunlarında Türk bayrağı taşıması )
Buraya kadar anlatılanlar saha dışında yaşananlara tribünde
verilen tepkilerdi. Bir de saha da yaşanıp sandıkta kesilen bir ceza da var ki
onu da not düşelim.2003 yılında oynanan Trabzon-Fenerbahçe maçında Trabzon
tribününde maç izleyen 5 yaşındaki bir kız çocuğunun kafası Fenerbahçe
taraftarının attığı maddelerden yarılır.Maç sonrası Futbol Federasyonu Disiplin
Kurulu Fenerbahçe’ye saha kapatma cezası verir ama Tayyip Erdoğan cezayı haksız bulunca Tahkim
Kurulu Fenerbahçe’nin cezasını kaldırır.Kulüp Başkanı Özkan Sümer karara tepki
olarak istifa eder,Trabzon halkı isyanlardadır.Sonuç olarak kendine sandıkta
çok güvenen Akp ters köşeye yatar, 2004 yerel seçimlerinde Trabzon Belediyesini
CHP kazanır.Bugün şike davasında yine Fenerbahçe’nin arkasında duran Tayyip
Erdoğan benzer bir kaza daha yaşamamak için Trabzon’un yeni başkanını
Kazlıçeşme mitingine (Çarşı flamalarının Akp tarafından kendi kitlesine
dağıtıldığı miting)çıkarıyor, kendisine dua ettiriyor.Bu yolla Trabzon halkını
maniple etmeye çalışıyor ama o cephede de tepkiler giderek artıyor.
ÇARE DROGBA
Sokağı
kaybedince iktidarı da kaybedeceğini gören Akp,sokak hareketinden beslenen ve
yine sokak hareketini büyüten tribünleri zaptu rapt altına almayı çare olarak
görüyor.Tribünleri kontrol edebilmek için gündeme gelen uygulamalar şöyle:
Tribünlerde
siyasi ve ideolojik tezahüratların artık ceza kapsamına alınacağını söyleyen
İçişleri Bakanı “Gezi Parkı
eylemlerinde taraftar gruplarının bazı kanunsuz gösterilerde aktif rol
aldıkları ve şiddet olaylarına karıştıkları görüldü. Önümüzdeki dönemde bu tip
durumlar karşısında taraftar gruplarına yasal işlemler yapılacaktır” diyerek yoruma
gerek bırakmadı.
Tekbir çeken gruplara ceza verilip verilmeyeceğini o zaman
göreceğiz. Fakat “biber gazı oley”i
ideolojik tezahürat kapsamına sokma görevi verilen savcılara şimdiden
başarılar dileyelim.
-Gençlik
ve Spor Bakanı beş taraftar grubunun lideri ile bir yemekte bir araya
geldi.Çorbalar içilirken Sporda Şiddet yasasından ve e-bilet uygulamasından
taviz verilmeyeceği söylenerek “gözümüz üzerinizde “mesajı verildi.
-İnönü
Stadı yıkıldığı için maçlarını adı Recep Tayyip Erdoğan olan Kasımpaşa’nın
stadında yapacak olan Beşiktaş’a maçta siyasi slogan atılırsa sözleşmenin
feshedileceği söylendi.
-Beşiktaş
kulübü kombine biletleri verirken, siyasi slogan atılması durumunda kombine
biletin bedelsiz olarak iptal edileceğine dair imza aldı.
-Galatasaray-Fenerbahçe arasında oynanacak
olan Süper Kupa final maçında pankart ve davul yasağı getirildi.Davul yasağı taraftarın
coşkusundan bile korku duyulduğu anlamına geliyor.
-E bilet uygulaması ile fişleme: Bu uygulamaya göre maça
girmek için bilet almak yetmeyecek, biletin üzerinde adınız, T.C.Kimlik
numaranız, fotoğrafınızın da olması gerekecek.Herkes kendi koltuk numarasına
göre oturacak, içeride kameralar da olacağından kimin ne yaptığı bilinecek.
Şiddeti önleme adına getirilen e-biletin daha uygulandığı ilk
maçta polis şiddetinin yaşanması ironik bir durum yarattı.Geçtiğimiz Mayıs
ayında Fenerbahçe ile Trabzon arasında oynanan Türkiye Kupası finaline
e-biletimiz ve nüfus cüzdanımızı göstererek girmiştik.Yıllardır her maçta
yapılan 61.dakika şovuna hazırlanırken çevik kuvvet kale arkası tribününe
yığılarak bilindik yöntemlerle gözlerimizi yaşarttı.Her şeye rağmen biberi bal
eyledik, tribünü dar eyledik.Sadece bir dakika sürecek olan şov, polisle uzun
süreli bir çatışmaya dönüştü.Böyle durumlarda herkes tel örgüye doğru hareket
ettiğinden koltuk numaralarının bir önemi kalmıyor.E-biletin ne işe yaradığını
ilk denemede anlayamadık.
NE AFYONU ULAN BARUT
Spor Hitler, Mussolini, Franco, Salazar gibi diktatörler
tarafından propaganda aracı olarak kullanıldığından hayata soldan bakanlar
tarafından uzun süre halkın afyonu olarak kabul edilmiştir.Oysa barındırdığı
muhalefet potansiyeli değerlendirildiğinde kapitalizme ve diktatörlüğe karşı
direnişin kalesi olabildiği görülmüştür.Örneğin “Arjantin’de cunta yönetimi
altında yapılan 1978 Dünya Kupasında tribünler “se va acabar, la dictatura”
(askeri diktatörlük bitecek) diye bağırmıştır.İran’da 1998 Dünya Kupası
elemeleri sırasında büyük sevinç gösterileri yapılmış, kadınlı-erkekli
kutlamalar yapılmıştı.İsrail uyanık davranarak Filistin intifadası başladığında
maçları yasaklamıştı.Japon işgali altındaki Kore’de stat bir özgürlük yeriydi.Çoğu
zaman halkın milli takımla ya da kulüplerle özdeşlemesi yeni bir talep
hareketine denk düşer.Otoriter rejimlerde statlar kitlelerin toplanmasının hoş
görüldüğü nadir yerlerden biridir.Taraftarlar takımlarını destekler gibi
görünürken sokakta yasaklanan bir muhalefet somutlaşır.Eski Roma’dan beri
statlar ve sirkler imparatora muhalefetin açıkça sergilenebileceği nadir
yerlerden biridir.Buralardaki kalabalık
hoşnutsuzluğunu, imparatorun desteklediği araba ekibinden başka bir ekibi
destekleyerek gösterebilirdi.” (Futbol
ve Küreselleşme-Pascal Bonıface) Seyirci değil taraftar olmak bile başlı başına
direnme biçimidir.
BİBER GAZI OLEY
Tribünlerle meydanlar arasındaki ilişki her daim canlı
olmuştur.Bu ilişkinin bir boyutunu da iki alan arasındaki slogan alışverişi
oluşturur.Toplumsal muhalefetin yükseldiği, politizasyonun arttığı dönemlerde
maçlarda yapılan tezahüratlar mitinglerde atılan sloganlardan uyarlanmıştır.
1970’lerin unutulmaz sloganlardan biri “İnönü Fener’e mezar
olacak” ise dudaklardan düşmeyecek marş
da Gündoğdu marşıdır:
“Gündoğdu hep uyandık
Statları doldurduk
Kara Kartal uğruna da
Bayraklara dolandık”
Bunun gibi Galatasaraylılarla Beşiktaşlıların birlikte attığı
“Fener’e karşı omuz omuza” ile “hakem-federasyon işbirliğine son “
tezahüratları da tanıdık gelir.
12 Eylül darbesi sokağı dümdüz edip işçiler yıllar sonra
alanlara çıkmaya başladığında statlar
alanlara borcunu ödeyecektir.Slogan akışının yönü artık statlardan eylemlere
doğrudur:”Ölmeye ölmeye geldik/Emeğin hakkını almaya geldik”
“Geliyor,geliyor, genel grev geliyor”
Öğrenci Koordinasyonu hapishaneyle tanıştığında “çeteler
Meclis’te/öğrenciler hapiste” derken taraftarlar “taraftar içeride/hortumcular
dışarıda”diyecekti.
Ankaragüçlüler maçtan çıkıp Tekel işçilerinin çadırlarını
ziyarete geldiğinde çok tanıdık bir besteyle Sakarya Caddesi’nde yürüyecekti:
“Hastane kapısında hastayı soyan
Okulun kapısında veliyi soyan
İşçiyi memuru darda bırakan
Amerikan uşağı Tayyip Erdoğan”
Örnekler
çoğaltılabilir ama biz Haziran İsyanının popüler bestesiyle bitirelim:
“Sık bakalım sık bakalım
Biber gazı sık bakalım
Kaskını çıkar, copunu bırak
Delikanlı kim bakalım”
Akp’nin koyduğu yasakların tribünler tarafından
yaratıcılıkla, orantısız zeka kullanımıyla aşılması kimseyi şaşırtmamalı.Akp’de
atağa kalkarken kontra ataktan gol yemeye hazırlanmalı.”Korkma la, biziz halk”
derdim de yararı yok.Naçizane tavsiyem bu korkuyla yaşamayı öğrenmeleri.


Yorumlar
Yorum Gönder