Ana içeriğe atla

SOL POPÜLİZME SOLDAN BAKMAK

Bütün Mümkünlerin Kıyısında
Turgut Uyar
Chantal Mouffe, 1985 yılında müteveffa Ernesto Laclau ile birlikte “Hegemonya ve Sosyalist Strateji” kitabını yazdığında sınıftan kaçış eleştirilerine maruz kalmıştı. Bu eleştirilerin sebebi kapitalist üretim ilişkilerinin her yere nüfuz ederek yeni antagonizmaları ortaya çıkardığını, bunun da yeni toplumsal hareketleri doğurduğundan işçi sınıfının artık tek devrimci özne olmadığını öne sürmesiydi. Bu andan itibaren işçi sınıfının yerini halk, sosyalizmin yerini radikal demokrasi almıştı. Bu akımın ülkemizde de temsilcileri oluştu.
Ernesto Laclau’nun 2014 yılında ölmesiyle Mouffe çalışmalarını tek başına sürdürüyor. Geçtiğimiz günlerde Sol Popülizm kitabı Türkçeye çevrilerek İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Ancak Mouffe bu kez 30 yıl öncesine kıyasla işçi sınıfının taleplerinin ihmal edildiği kanısında.

Sol Popülizm kitabının temel tezleri şunlar:
– Neoliberal hegemonyanın krize girmesi sol popülist momentte olduğumuza işaret eder ve bu moment neoliberal hegemonyaya karşı çeşitli direnişlerin ifadesidir.
– Sol popülist strateji yeni bir politik düzenin kuruluşunu amaçlamaz, yeni bir hegemonik düzenin tesisine taliptir. Buna radikal reformculuk denebilir. Demokratik prosedürle kurumları dönüştürebilmek için var olan politik kurumlarla (devlet aygıtları) sıkı bağlar kurar.
– Demokrasiyi radikalleştirme işlemi anti-kapitalist bir boyuta sahip olmalıdır. Nüfusun çeşitli kesimleriyle kapitalizm arasındaki antagonizmalar çeşitli anti-kapitalist mücadeleleri doğurabilir.
– Yeni bir hegemonik oluşum tesis etmek kolektif bir özne inşa etmekle mümkündür. Bu da halktır.
– Sol popülizm kolektif özneyi inşa etmek için uygun bir strateji sunar.

THKP-C ve Devrimci Yol’un “halk”ı

Oligarşi ile halkın karşı karşıya olduğu sonucuyla konuyu bağlayan Mouffe’nin, “ülkemizde baş çelişki oligarşi ile halkımız arasındadır“ tespiti yapan Mahir Çayan’la aynı paralele düşmüş gibi bir görüntünün ortaya çıkması, kafa karışıklığını önlemek için daha derin bir analizi gerekli kılıyor. Devrimci Yol hareketinin de popülizm eleştirisiyle karşılaşmış olması sol popülizm ile devrimci hareketler arasındaki benzerlik gibi görünen ayrımları ele almayı gerektirmekte. Diğer yandan kitabın yayımlanması vesilesiyle başlayacak gibi görünen tartışmalara soldan bir katkıda bulunmak muhalif hareketler için ufuk açıcı olabilir.
Çayan’ın izleyicisi olan Devrimci Yol yayınlarına bakıldığında da baş çelişkinin halk ile oligarşi arasında tanımlandığı görülüyor. Ayrıca halk iktidarı, direniş komiteleri, Fatsa’da mahalle komiteleri, Devrimci Gençlik’in gecekondu halkına doğru gitmesi örneklerinde görüldüğü gibi sınıf yerine halka vurgu yapıldığı açık. Fakat bütün bunlarda, halk tanımının “çıkarları devrimde olan sınıf ve tabakalar” olarak yapılması önemli bir etken sayılabilir. Çayan’ın devrim stratejisinde ideolojik önderliğin proletaryaya verilerek Marksizm-Leninizm’in Ortodoks yorumuna sadık kalındığı görülmektedir. Fakat yine de THKP-C orijinli hareketler işçi sınıfına yeterince önem vermediği gerekçesiyle küçük burjuva solculuğu ile suçlanmaktan kurtulamaz. Halk’a yapılan vurgu ise Emperyalizmin 3. Bunalım Dönemi’nde olunduğu tespitinden hareketle devrimin ancak halk savaşı yoluyla gerçekleştirilebileceğinin düşünülmesindendir.
Çayan’ın “Revizyonizmin Keskin Kokusu” yazısını okuyan okurun kulağında metinde geçen “aktüel uğrak” kavramı ile Mouffe’nin “popülist moment” kavramının aynı tını ile çınlaması pek muhtemeldir.

Kapitalizm mezar kazıcılarını çoğaltırken

Mouffe’nin neoliberal hegemonyanın krizi tespitinin ülkemizdeki görünümlerinden hareketle verimli bir tartışma yapılabileceği kanısındayım. Bunu yaparken sol popülizme de eleştirel bir tavır takınan devrimci bir strateji çerçevesinde ele alınması kaydını düşerek…
İşçileştirme dalgasıyla avukat, doktor, mühendis gibi meslek gruplarının bile işçileştiği, akademisyeninden kamu çalışanına kadar bütün nüfusun güvencesizleştiği, kamu hizmetlerinin piyasalaştırılması sonucu yurttaşın müşteriye dönüştüğü günümüzde neoliberalizme karşı gelişecek tepkisel hareketlerin proleter karakterli halk hareketleri olacağını söyleyebiliriz. Farklı coğrafyalara sıçrayan feminist grevler, “patronsuz, pezevenksiz bir dünya” talep eden seks işçileri ve LGBTİ hareketi, ucuz işgücü olarak kullanılan göçmenler, yaşam ve geçim araçları şirketlerin tehdidi altında olan ve kooperatif deneyimleri ile dayanışmaya sarılan köylüler kimlik hareketleri içerisindeki sınıfsal özü açığa çıkaracak potansiyeli taşıyor.
Orta sınıflar konumunu kaybedip işçi sınıfına doğru çözülürken, kamu yararının yerini şirketlere verilen kâr garantisi alırken, dinsel, mezhepsel, cinsel kimlikler işçileşmenin aracı haline getirilirken, köylülük yıkıma uğrarken kapitalizm kendisi için yeni mezar kazıcıları yaratıyor. Yaşamları parçalanırken kaderleri ortaklaşanların birleşik bir halk hareketi yaratma zemini oluşuyor.

Mouffe’nin “popülist moment” dediği

AKP iktidarının yoksulları maniple etme yeteneğinin azalması, muhalefetin eline geçen büyükşehir belediyelerinde ulaşım ve su tüketim bedellerinde yüzde 50’ye varan indirimlerle kamusal politikalara başvurulması, hak mücadelelerinin taleplerinin hayat bulması popülist bir momentin eşiğinde olduğumuzun işareti midir?
Avrupa’da; Öfkeliler, Sarı Yelekliler gibi toplumsal hareketler iktidarları köşeye sıkıştırırken, Türkiye işçi sınıfının öfkesinin 3. Havaalanı inşaatında patlaması, Emeklilikte Yaşa Takılanlar hareketinin iktidarın ayağına dolanması sol popülizmin zeminin olgunlaştığına delalet midir?
Neoliberalizmin krizi konusunda mutabık olduğumuz Mouffe’nin, “kolektif özne” ve “popülist moment” kavramları paralel bir evrende devrimci bir içerikle dolduruluyor olabilir. İşçileşen kadınlar, çiftçiler proletaryanın yeni kitlesini oluştururken, sol popülist strateji kamusalcılık olarak dilimize tercüme ediliyor olabilir.
60’ların sonunda formüle edilen işçi sınıfının devrime öncülük edecek düzeye gelmediğini savunan MDD tezinin altından çok sular aktı. Bugün toplumun duvarsız bir fabrikaya dönüştüğü söyleyerek toplumsallaşmış işçi kavramını ortaya atan otonomist teorisyenleri dinliyoruz. İşçi sınıfı ve halkın birbirinin bütünleyeni olduğu günümüzde Mouffe’nin bahsettiği kolektif özne sakın proleter halk hareketleri olmasın?

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...