Ana içeriğe atla

Kaburga” Kırığı Değil O, Cinayet

Erkek ve kadın iki farklı hayvan
Ve kuraldır öldürür hayvanlar aleminde güçlü olan
Mesele bu değil, mesele başka
Niye sevsin pembe tülleri kırmızı panjurları
Ve niye aynı evde yaşasın bir fille mesela
Aha kırılacak bir vazo birazdan
Eşi, babası, kardeşi tarafından öldürülen kadınların “yaşamak istiyoruz” çığlığı ironik bir adla kitaplaştı. Hatice Meryem’in “Bir Kadını Öldürmeye Nereden Başlamalı” kitabı iki saat gibi kısa bir sürede bitiyor. Bu iki saatin sonunda erkeklik krizinin erkekleri nasıl annelerini, gelinlerini ya da eşlerini öldürmeye götürdüğüne şahit oluyoruz. Aynı zamanda bu iki saatlik kısa sürede bir yerlerde şort giydiği için otobüste, spor yaptığı için parkta saldırıya uğrayan, beyaz pantolon giydiği için ya da dondurmayı yalayarak yediği için öldürülen kadınlar bir film şeridi gibi gözümüzün önünden akıyor. Zehirli erkeklik bazen gururdan, bazen kıskançlıktan, bazen geçim derdinden, bazen hovardalıktan yani herhangi bir sebepten cinayet çıkartabiliyor. Bu kadar kolay cinayet işlenebilmesinin sebebi kadının, erkeğin kaburgasından yaratıldığı inancı olabilir mi? Erkekler sanki cana kıymıyor da vücuduna fazla gelen bir kemikten vazgeçiyor gibi.
Türkiye’nin güneyinden üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin kuzeyinden üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin doğusundan üzücü haberler geliyor
Türkiye’nin batısından üzücü haberler geliyor
Türkiye giderek üzücü bir habere dönüşüyor
“Nereden çıktı o vazo kim bilir. Tam da elinin altındaymış tesadüfe bak” diye anlatılan eş cinayeti aklında bir cinayet planı olmayan erkeğin bile taşıdığı katil potansiyelini gösteriyor. Yeğenlerini erkekliğe adım attırmak için başlayan gece, önden buyur edilen dayının iktidar kriziyle sonuçlanınca erkekliğin kitabından ölüm fermanı çıkıyor. Ülkelerindeki savaştan kaçarak gelen Suriyelilerin kızları perişan olmasın, başını sokacak, karnını doyuracak bir evi olsun diye ücreti ödenip kuma olarak getirildiği evde intihara sürüklenmesi erkeklerin “iyilik” anlayışının bile acı sonuçları olduğunu gösterirken eril iktidarın iyilikten anladığının kadınlar için kötülük anlamına geleceği ortaya seriliyor.
Çömelmek yani pişmanlık yasası
Bütün öyküler erkek kahramanın gözünden başarılı bir empatiyle anlatılıyor. Öykülerin kahramanları emekli/çalışan, genç/yaşlı, cahil/eğitimli, mutlu/mutsuzlar arasında seçilerek katil potansiyelinin statü, eğitim, yaşam tarzı ile ilgisi olmadığı erkeklik krizinin sonucu olduğu ortaya konulmuş. Hatice Meryem, “Yarın Bir Kadını Öldüreceklere Tavsiyeler” başlığı altında kadınların uğradığı fiziksel ve psikolojik şiddet türlerini ironik bir biçimde ele alıyor ardından da cinayeti işleyen erkeğe oturup ağlamasını tavsiye ediyor, acziyetine….
Türkiye’nin güneyinde bir adam yere çömeliyor
Türkiye’nin kuzeyinde bir adam yere çömeliyor
Türkiye’nin doğusunda bir adam yere çömeliyor
Türkiye’nin batısında bir adam yere çömeliyor
Kitabın sonu, yarın öldürülecek bir kadınmış gibi son nefesiyle yazan yazarın bu kabustan uyanma feryadıyla bitiyor. Herhangi bir sebepten ava çıkmış erkekliği durdurmak için öneriler sunuyor.
Anitsayac’ta bu kadar kadın ismi yeter
Yeter artık, yeter çıkalım zıvanadan
Kadın hareketi büyük uğraşlarla toplumda farkındalık yaratmış, devletin bekasını ilgilendiren Rabia Naz davası hariç takipçisi olduğu cinayet davalarında cezasızlığın önüne geçmiş olsa bile, diğer yandan cinayetlerin devam etmesi kâbusun devam ettiğini gösteriyor. Vicdanların sızlamasına bilinç dönüş��mü eşlik etmedikçe sonuç değişmiyor. Bu sorunu dert edinip, Kadına Yönelik Şiddete Karşı Uluslararası Mücadele Günü olan 25 Kasım günü kadın hareketi meydanlardayken evinde oturan erkeklerden bu topraklarda bir profeminist akımın eksikliğini düşünen olur mu acaba? Olursa, okunacak ilk kitap hazır bile…
*Şiir: Birhan Keskin-Aslı Serin

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...