Ana içeriğe atla

Düşman Ve Ceza

Haktan bahseden namuslu insanları
Yağmurlu bir mart akşamı topladılar
Karanlık mahzenlerinde şehrin
Cellatlara gün doğdu
Kardeşlerin acısıyla yanan bir çift gözün vardır
Bir kalem yazın vardır
Dudaklarını yakan bir çift sözün vardır
Söylenmez
Vedat Türkali
Bir zamanlar ülkemizin dört yanının düşmanla çevrili olduğu, “bugünlerde” milli birlik ve beraberlik içinde olmamız gerektiği anlatılırdı. O “bugünlerde” hiç bitmezdi, çünkü sürekli yeni düşmanlar üretilirdi. Toplumda var olan sınıf çelişkilerini gizlemek için işlevsel olan bu yöntem kapitalizmin yarattığı yeni sorunlar ve yıkımlar nedeniyle düşmanı ülke sınırlarının içine taşımayı gerektirdi. Artık siyasal iktidara biat etmeyen kesimler, gerçeği yazan gazeteci, belediye başkanı ya da milletvekili seçilebilen muhalif siyasetçi, hakkını arayan işçi, barışın yanında yer alan akademisyen, doğaya sahip çıkan köylü, “bir grup öfkeli adam” denilen cihatçı katillerden daha büyük tehlike olarak görülüyor.
Aynı zamanda yeni bir hukuk rejimine geçiş anlamına gelen ve sadece memleketimize özgü olmayan bu dönüşüm Denizer Şanlı tarafından masaya yatırılmış.
“Çeteler Mecliste Öğrenciler Hapiste” sloganlarının atıldığı yıllarda henüz öğrenci olan Denizer Şanlı, Düşman Ceza Hukuku adını verdiği çalışmasında Türkiye özelinde yaşanan ve yakından bildiği uygulamalara girmiyor, daha çok kuramsal bir tartışma yürütüyor.
Bir doktora tezi olan bu çalışmanın hap gibi alınıp yutulması kolay değil, biraz dikkatli bir okuma gerektiriyor. Ancak faşizmin Nazi üniforması içinde karşımıza çıkacağını sanarak AKP’nin faşist olmadığını kanıtlamak için kendini paralayan kimi yazarlar ile 2010 referandumunda vesayet yıkma adına hukukun askıya alınmasının ne anlama geldiğini kavrayamayan “Yetmez Ama Evet”çiler ve boykotçular gibi aklı evveller nerede hata yaptıklarını anlamak için bu kitap üzerinde çalışmalı. Belki neo-faşizmin siluetini görebilirler.
Yurttaş ceza hukukuna karşı düşman ceza hukuku kavramını ortaya atan Günther Jakobs adında bir Alman Hukuk Profesörü. Denizer bu fikir babasıyla ilk olarak kavramın düşünsel kaynakları için tartışmaya girişiyor. Jakobs kavramı Rousseau’ya, Fichte’ye, Kant’a, Hobbes’a dayandırmaya kalktıkça Denizer karşı çıkıyor, Profesörün bu düşünürlerin yapıtlarından işine gelen kısmını alan seçmeci yöntemini açığa vuruyor.

Bizden misin terörist mi?

Buradan düşman ceza hukukunun güncel zemini tartışılmaya geçiliyor. 11 Eylül saldırısının, kavramın devreye sokulması için bir milat olarak kabul etmenin mümkün olduğu görülüyor. Bush’un “ya bizimlesiniz ya teröristlerle” diyerek kendisinden olmayanları şeytanlaştırması iktidarların yeni düşman algısının nasıl üretileceği hakkında ipucu vermişti. Nitekim yurttaş ile düşman arasındaki ayrıma dayanan Düşman Ceza Hukuku ülkemizde de “çapulcu”, “eşkıya” gibi sıfatlarla kendisine karşı olanları dışlamaya yönelmişti. Adil yargılama hakkının kısıtlanması, savunma hakkının kullanılmasına kısıtla getirilmesi, masumiyet karinesinin ortadan kaldırılmasına varan uygulamalar artık savaşta ele geçen esirler için değil iktidarın susturmaya çalıştığı muhalifler için yürürlüğe geçirildi.
Fakat Chossudovsky ve Neocelous gibi solcu yazarlar gerek Avrupa’da gerekse ABD’de “terör karşıtı mevzuatın” 11 Eylül saldırısından önce başladığına işaret ediyor ve bu tarihi milat olarak kabul etmek yerine olağanüstü halin kalıcılaşmasını kapitalizmin iç dinamikleri ile açıklıyorlar. Kitapta bu tezler açık haliyle tartışılıyor. Hatta “kalıcı olağanüstü hal” yerine “daimi kriz“ formülasyonu ile tartışmaya katılan Boukalas’a da yer açılmış.
Ülkemizden bu tartışmaya katkı ise Halkın Devrimci Yolu dergisinden geliyor. Bu görüşe göre; eski ceza politikaları, yeni toplumsal-sınıfsal dinamikleri denetim altına alamadığı yerde krize sürükleniyor ve yeni kriminalizasyon politikalarına ihtiyaç duyuyor.
Düşman Ceza Hukuku’nun uygulamalarının anlatıldığı bölüm, vatandaş-düşman ayrımı ve sanık haklarının ortadan nasıl kaldırıldığı anlatılıyor ki kumpas davalarından neler olduğunu biliyoruz.

Herkesin teröristi kendine

Düşman Ceza Hukuku’na eleştiriler başka bir bölümde toplanmış. Birleşmiş Milletler’in terörizm tanımı yapmayarak, terörizmle mücadele önlemleri konusunda devletlere inisiyatif tanıdığını görüyoruz. Bu tanımla düşman somut bir kategori yerine soyut bir tasarım olarak ortaya çıkıyor. Bu tasarlanmış düşman suç işlediği için değil düşman olarak tanımlandığı için cezalandırmayı hak ediyor. Dönemin ihtiyaçlarına göre düşman tanımının değişmesi ise suç olan fiilleri de kendisiyle beraber değiştiriyor. Örneğin Kolombiya’da (ve malum bir ülkede) barış sürecinde olup olmamaya göre gerillaya yapılan hukuki işlemler farklılık gösteriyor. Cumhur İttifakı’nın, İstanbul Büyükşehir Belediyesi’nin 1. ve 2. tur seçimlerine yansıyan “Devletin bekası-Kürdistan” salınımının “açılımları” kitapta yazmasa bile okura satırların arasından sırıtıyor.

Özetle erk sahipleri muhalifleri düşman olarak tanımlayıp, onlara karşı hukuk dışı yollara başvuruyorlar. Bu hukuk rejiminde polis, savcının rolünü alıyor.
Dostoyevski bugün yaşasaydı romanının adını “Suç ve Ceza” koyar mıydı? Bu sorunun cevabını, Öğrenci Koordinasyonu saflarında “Ferman devletin üniversiteler bizimdir” sloganını birlikte attığım yoldaşım Denizer vermiş. Bu vesileyle, 20 yıl sonra hâlâ mücadelenin bir köşesinde bulunup, üretmeye, yeşertmeye devam eden tüm Koordinasyonculara selam olsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...