Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2022 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Dünya Kupasının Ardından

  “Ne maç oluyor Yalçın be…” Büyük Yorumcu Ömer Üründül Dünya Kupası rüzgârı geride büyülenmiş milyonları bırakarak geçti. Kırılan rekorları, sürpriz sonuçları, protestoları, yıkılanları, sevinenleri, sevinçten ağlayanları, hayal kırıklıkları, hayallerini gerçekleştirenleri ile akıllara ziyan bir şampiyona izledik. Şimdi bu muhteşem gösterinin yarattığı narkoz etkisinin geçmesini bekleyeceğiz ya da hiç geçmemesini dileyeceğiz. Organizasyonun şaibeli bir şekilde hak kavramıyla tanışmamış olan Katar’a taşınmasının eleştirilere ve tepkilere yol açmış olması boykot beklentisini de yaratmıştı. Ne var ki sportswashingin; 1934 İtalya, 1978 Arjantin, 2018 Rusya organizasyonlarında ortaya çıktığında boykota başvurulmamış olması Katar 2022’ye giden yolu açık tutuyordu. Öte yandan diğer protesto biçimleri de aynı yoldan geçerek turnuvada yerini alıyordu. Şampiyona boyunca protestoların konusu, biçimi ve radikallik seviyesi ülkelere göre değişiklik gösterdi. Başlama vuruşunu açılış maçında “bi...

Kasım'da Dünya Kupası Başkadır

  Halit Kıvanç’ın anısına Ortadoğu’da düzenlenecek ilk, 32 takımla oynanacak son Dünya Kupası Pazar günü Katar-Ekvador maçı ile başlayacak. Futbol topunun içine konulacak çipler sayesinde yarı otomatik ofsayt sisteminin de ilk defa kullanılacağı turnuva aynı zamanda Messi ile Ronaldo’nun belki de son kez izlenebileceği Dünya Kupası olacak. Ne var ki Qatar 2022; Lewandowski, Benzema, Mbappe gibi yıldızların performansı ya da şampiyonluk tahminlerinden çok cunta yönetimi altında düzenlenen Argentina 78 gibi politik tartışma ve tepkilerle öne çıkıyor. Arap sermayesinin Premier Lig’dekiler başta olmak üzere Avrupa kulüplerini satın almasıyla başlayan futbola ilgisi Katar’ın Dünya Kupası organizasyonunu üstlenmesiyle yeni bir boyut kazandı. İnsan hakları alanında sicili bozuk olan şeriat rejiminin imajını düzeltmek için yaptığı bu atraksiyon, bugüne kadar Haziran ayında düzenlenen şampiyonanın, ev sahibi ülkede  yüksek irtifada seyreden yaz sıcakları nedeniyle Kasım ayında yapılaca...

Devrimci Neşemiz Eksik Olmasın

  “Gülme devrimci bir şey içeriyor… Voltaire’nin gülmesi, Rousseau’nun ağlamasından daha yıkıcıydı” Herzen Gençliğe verebilecek bir şeyi kalmayan İslamcı iktidarın mezuniyet törenlerinden sonra karşısına yeni bir tehlike odağı daha çıktı. Munzur’dan Kaz Dağlarına kadar uzanan festivaller karşısında kendini korku tüneline girmiş gibi hisseden yönetenlerin, Kürt müziğini dünyaya açan Aynur’un da, Karadeniz otantizmini müziğine taşıyan Apolas Lermi’nin de sahneye çıkma haberiyle aynı kabusu görmelerinin nedeni ne olabilirdi? Melek Mosso’nun flütünden çıkan notaların, Metin Kahraman’ın bağlamasının bıraktığı tınının savaş tamtamı gibi duyulup iktidarı teyakkuza geçirmesine ne sebep olmuş olabilirdi? Bu konulara İslam coğrafyası özelinde kafa yormuş olan Asef Bayat, radikal İslamcılığın basit kendiliğindenlik ve neşe gösterileri ile gündelik zevk arayışları karşısında kendini güçsüz hissettiğini söyler. Her sıradan kutlama vesilesi, özel partiler, hareketli sokak köşeleri, kahvehaneler,...

Yüzyıllık Hesaplaşmanın Bilançosu

 " Bilmem kaçıncı defadır Yine yanıldınız” Attila İlhan Bozuk bir saat kadar bile doğruyu gösterememiş olan liberaller bir alanda daha düşünsel iflası yaşıyor. Memlekette yaşanan her musibetten Kemalizmi sorumlu tutan, ceberut devlet geleneğini tek parti dönemine bağlayan, asıl çelişkinin elitlerle toplum arasında olduğunu sanan, çevrenin merkeze yürümesiyle demokrasinin geleceğini uman post Kemalist paradigma geride korkunç bir tahribat bırakarak çöktü. Şerif Mardin, Mete Tunçay, Nilüfer Göle, Taha Parla gibi isimlerin kuruculuğunu yaptığı ama kökü İdris Küçükömer gibi sağıyla solunu karıştıran şaşkınlara kadar uzanan bu paradigma zamanla liberallerin İslamcılara hediye ettiği kullanışlı bir silaha dönüşmüştü. Demokrat olduğuna inanılan şeriatçılarla başlayan uyuşturucu diyalog, beynin düşünme yeteneğini köreltince tarikatlar, sivil toplum örgütü sanılmaya başlanmıştı. Çevredekilerin (!) sonunda iktidara gelerek yeni merkezi oluşturduğu yolun sonu demokrasi yerine faşizme çıkınca...

Payitaht “kızıl kâfir”

  Ey şanlı avcı, tuzağını beyhude kurmadın Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın Tevfik Fikret Ertuğrullu, Süleymanlı “muhteşem” diziler çekerek kendine şanlı bir geçmiş yaratmaya çalışan iktidar sonunda Lozan Anlaşması’nda gizli maddeler olduğuna inanan aptallar sürüsü yaratmayı başarabildi. Tarihi sipariş dizilerden öğrenmenin başka bir sonucu da AKP’li belediyenin diktiği Ertuğrul Gazi büstünün kendisine değil, onu canlandıran oyuncuya benzemesiydi. İktidarın parlattığı isimlerden biri olan Abdülhamid hakkında uydurulan masalların dışında objektif bilgiler edinmek isteyenler ve tarihi roman türüne ilgi duyanlar Kaplanın Sırtında romanını okuyabilirler. Zülfü Livaneli’nin, padişahın doktorunun anılarına dayanarak kaleme aldığı eser Hamid’in 1909 yılında ailesiyle birlikte sürgüne gönderildiği Selanik günleriyle sınırlı olsa da İttihatçı doktorun muayeneye gelişlerinde yürüttüğü tartışmalarla Ermeni katliamlarından dış politikaya kadar dönemin geniş bir fotoğrafını görmek müm...

Çalışmanın Hastasıyız

  “Çalışmışım onbeş saat Tükenmişim onbeş saat Acıkmışım yorulmuşum uykusamışım Anama sövmüş patron Ter döktüğüm gazetede Sıkmışım dişlerimi Islıkla söylemişim umutlarımı Susarak söylemişim” Hasan Hüseyin Korkmazgil Şirketlerin para hırsını, insan hayatının üzerine koyan vahşi kapitalizmin yarattığı çalışma koşulları ülkemizde Soma, Tuzla, Ermenek, Davutpaşa, Hendek, Kozlu gibi büyük işçi katliamlarına yol açarken bunların yanında farkına varmadığımız yavaş ölümlere de neden olmakta. Uğur Şahin Umman’ın Çalışma Acısı adıyla İletişim Yayınları’ndan çıkan kitabı Türkiye solunu, emekçilerin bedeninde ve ruhunda derin yaralar açan, arkadaşlık ve aile ilişkilerine ağır darbeler indiren, intiharın kıyısına sürükleyen ceberut emek rejimini görmeye davet ediyor. Önsözünü İstanbul İşçi Sağlığı ve İş Güvenliği gönüllüsü Aslı Odman’ın yazdığı kitapta orjinali  “la souffrance au travil”  olan “çalışma acısı” kavramının Fransa’da ortaya çıkışı anlatılırken Fransız sendikalarının çalış...

Pencere kırıcılar: Osmanlı tütün işçileri

  Tütün isçileri yoksul, Tütün işçileri yorgun, Ama yiğit Pırıl – pırıl namuslu. Namı gitmiş deryaların ardına Vatanımın bir umudu Ahmed Arif Tütün endüstrisindeki hak mücadelesine, Tekel işçilerinin Ankara’da çadır kurarak 78 gün sürdürdükleri direniş sayesinde aşinayız. Bunun üstüne sonradan tütün üreticilerinin “tırşikçi kapitalizme” karşı yaptıkları eylemlerde eklenmişti. Ama aslında bu sektördeki mücadele Osmanlı’nın son dönemine kadar uzanıyor. Can Nacar, Koç Üniversitesi Yayınlarından çıkan “Osmanlı İmparatorluğu’nda Emek ve İktidar” adlı çalışması ile; tütün tüketiminin dünyada yaygınlaşmasını, dumanlı havanın Osmanlı topraklarına girişini, üretim ve kâr oranının yükselmesinin yeni fabrikaların kurulmasıyla sonuçlanmasını, istihdam artışının göçe, göçün barınma sorununa yol açtığını, istihdam artışının çocuk işçilikle birlikte geliştiğini, bağnaz tepkileri aşabilmek için erkeklerle kadın işçilerin aynı fabrikada çalıştırabilme arayışlarını, kaçak tütüncülüğü, bandrol zorunl...

Bir Şampiyonluğun Öyküsü

    “Böyle bir sevmek görülmemiştir” Attila İlhan 1984 yılında Fenerbahçe maçının son dakikasında Dobi Hasan’ın kafayla rakip kaleye bıraktığı golden sonra kazanılan şampiyonluğu gören kaç kişi kaldık. O günden sonra kaç kere kupaya yaklaştık, kaç kere kupa bizden uzaklaştı. 96 yılında direkten döndük, 2005’te çok yaklaştık, olmadı.  2011’de hem emeğimiz hem sevincimiz çalındı. 2020’de hükümet operasyonuyla önümüz kesildi. Sisyphos’un çilesi bizim çektiğimizin yanında neydi ki? Yine kavuşacağımız günleri bekledik. İğneyle kuyu kazananların sabrıyla bekledik, uzaklardan mektup bekleyenlerin umuduyla bekledik, gurbete gitmiş sevdiklerimizin dönüşünü bekler gibi bekledik, kar altında kalan çiçeğin yine açacağı günleri beklediği gibi bekledik. Gülün bülbülden, Leyla’nın Mecnun’dan, yolun yolcudan yüz çevireceği kadar uzun süren yıllar boyunca Karadeniz dağlarında açan bordo çiçekler mavi suları çağırmaktan vazgeçmedi. Sezonun 9. haftasında bir daha inmemek üzere liderlik kolt...

Ekonominin Kriminalizasyonu

  “Yine ağlar geriyor gümüş örümcekler Yine örümcekler için insanlar ölecekler” Attila İlhan Gelir dağılımındaki adaletsizliği görülmemiş boyutlara taşıyan kapitalizm olağanüstü zenginliğe sahip küçük bir kesime karşı dünya nüfusunun büyük bir kesimini açlık ve sefaletin kuyusuna attı. Hoşnutsuzluğun tepkiye dönüşmesine, öfkenin yerini isyana bırakmasına yol açan bu durum ezilenlerin rızasını kazanarak yönetilmesini olanaksız kılmakta, yönetenleri baskı ve şiddet araçlarına daha fazla sarılmaya itmekte. California Üniversitesi’nden William I.Robinson, yeni teknolojiler eliyle kitlelerin nasıl denetlendiğini, boğazına kadar suça batmış kapitalizmin sürekliliğini sağlamak için toplumun en alt kesimlerinden polisiye yöntemlerle nasıl suçlu yaratıldığını incelediği çalışmasıyla yaşadığımız şehirlerin savaş alanı haline geldiğini anlatmış. Ekonominin küreselleşmesiyle ulus ötesi kapitalist bir sınıfın ortaya çıktığı, serbest ticaret bölgeleri, finansallaşma ve dijitalleşme ile dünyanın ...

Toprağa Hücum

  “Ey bu topraklar için Toprağa düşen Bir karış toprağın Var mıydı yaşarken?” Ataol Behramoğlu Gıda fiyatlarındaki tırmanış tane ile meyve-sebze satışı dönemini açarken, gıdaya erişim hakkının giderek zorlaşması açlık isyanlarına davetiye çıkarıyor. KDV indirimi pahalılığın çölüne bir damla su olamazken, marketlerin hedef gösterilmesinden, basılan soğan depolarından etiketlerin haberi bile olmuyor. Ezana, bayrağa saldıran hayali düşmanlar yaratmak, halkı patlıcanla mermi arasında tercihe zorlamak kimsenin karnını doyurmadığı gibi, tokluk hissi bile yaratmıyor. 2. Dünya Savaşından sonra Avrupa’nın tahıl deposu görevini üstlenen ülkemizin bugün aynı ürünleri ithal etmeye başlamasının ardında tarımdaki neoliberal dönüşümün olduğunu söylemek gereksiz. Söz tarımdan açılınca konunun toprağın kullanımından ve tasarrufundan bağımsız tartışılması mümkün değil. Melek Mutlu Özkesen, Toprakları Kapatmak adlı çalışmasıyla çiftçilerin proleterleşmesi gibi sonuçlara da yol açan toprağın piyasalaş...

Kısa Gayrimeşru Alem Tarihi

  “Göğe baktım yerli yerinde, haydutlar dalavereciler yerli yerinde vurguncular hayınlar vurdumduymazlar öyle. İyi dedim içim rahatladı düzen bozulmamış dedim sevindim” Turgut Uyar Alavere dalavere konusunda maşallahı hak eden, şeytana pabucunu ters giydiren dolandırıcılık yöntemlerinin birbirini izlediği, hile hurdanın gırla gittiği ülkemizde bu suçların yakın tarihimiz boyunca gelişimin izlemenin ilginç olabileceğini hiç düşündünüz mü? Cengiz Erdinç ile Murat Toklucu böyle düşündüklerinden olacak, Osmanlı’nın son döneminden Tansu Çiller’li yıllara kadar bu topraklarda görülen en renkli, en yaratıcı dolandırıcı ve soyguncuların öykülerini Kanun Dışında adını verdikleri bir kitapta bizim için toplamış. Fantoma Mehmet’ten başlayıp Selçuk Parsadan’a gelinceye kadar suç dünyasının en parlak isimleri bulunup çıkarılmış. Öyle ki meşhur dolandırıcı Sülün Osman bile bu çalışmaya girememiş. Böyle bir çalışmada dolandırıcılık yöntemlerinden bahsetmemek kaçınılmaz ama arka planda akan edebiy...

Katharsisin Zorunlu Uğrağı Dövüş Kulübü

  “Hani benim gençliğim nerde?” Yusuf Hayaloğlu Büyük hayallerle üniversite eğitimine başlayıp, diplomasını kredi borcuyla birlikte alan, idealindeki mesleği yapma olanağı bulamayınca o sektöre yancı olarak giren, üstüne üstlük sahte diplomalıların iktidarına hizmet eden bir işle iştigal eden gençliğin iç çekişini anlatan bir roman yazılacak olsaydı hiç kuşkusuz Hakan Bıçakçı’nın Silinmiş Sahneler kitabı gibi bir roman yazılırdı. Kahramanımızın adı belli değil ama  Genç Werther’in Acılarını öğrenmeye çalıştığından  ona  bizim Werther  demenin bir sakıncası olmaz. Sinema-televizyon eğitimini montaj üstüne aldığı kurslarla zenginleştirip yönetmenlik hayaline yaklaştığını sansa da Yeni Türkiye’nin ona layık gördüğü iş sansürcülükten öte değildir. Nekrofili ve pedofili hastalığından muzdarip ahlak bekçilerinin topluma çizdiği kırmızı çizgileri iyi bildiğinden bu görevde terfi etmeyi başarır (!) başarmasına ya bunun dibe doğru bir yarışa benzediği ortadadır. Karşısın...