Ana içeriğe atla

Payitaht “kızıl kâfir”

 Ey şanlı avcı, tuzağını beyhude kurmadın

Attın fakat yazık ki, yazıklar ki vurmadın

Tevfik Fikret

Ertuğrullu, Süleymanlı “muhteşem” diziler çekerek kendine şanlı bir geçmiş yaratmaya çalışan iktidar sonunda Lozan Anlaşması’nda gizli maddeler olduğuna inanan aptallar sürüsü yaratmayı başarabildi. Tarihi sipariş dizilerden öğrenmenin başka bir sonucu da AKP’li belediyenin diktiği Ertuğrul Gazi büstünün kendisine değil, onu canlandıran oyuncuya benzemesiydi.

İktidarın parlattığı isimlerden biri olan Abdülhamid hakkında uydurulan masalların dışında objektif bilgiler edinmek isteyenler ve tarihi roman türüne ilgi duyanlar Kaplanın Sırtında romanını okuyabilirler. Zülfü Livaneli’nin, padişahın doktorunun anılarına dayanarak kaleme aldığı eser Hamid’in 1909 yılında ailesiyle birlikte sürgüne gönderildiği Selanik günleriyle sınırlı olsa da İttihatçı doktorun muayeneye gelişlerinde yürüttüğü tartışmalarla Ermeni katliamlarından dış politikaya kadar dönemin geniş bir fotoğrafını görmek mümkün. Livaneli, doktorun anılarının yanı sıra başvurduğu kaynakları kitabın sonunda listelemiş, romanda adı geçen kişiler hakkında ansiklopedik bilgilerin verildiği bir bölüm açmış, Sırrı Süreyya Önder ile yaptığı söyleşiye yönlendiren bir karekodu da kitabın sonuna eklemiş. Tevfik Fikret’in padişaha karşı girişilen suikastın başarısız olmasına yazıklandığı “Bir Anlık Hatırlama” şiiri, Mehmet Akif’in padişahın ölümünü gözlediği şiiri ile Abdülhamid’in edebiyatımızdaki yerini göstermiş.

Sherlock Holmes okuyan, İtalyan tiyatrocuları İstanbul’a getiren, opera dinleyen Abdülhamid’in, tarihi dizilerden öğrenen İslamcıların yücelttiği padişahla uzaktan yakından ilgisini kurmak zor. Alfabenin değişmesi gerektiğine inanan, kadınlara çarşafı yasaklayan, Bomonti bira fabrikasının kurulmasına izin veren bir padişahla yobazların ne işinin olduğunu anlamak ise mümkün değil. Kuduz aşısını bulan Pastuer’e para yardımı yapan, İstanbul’un fethi kutlamalarına karşı çıkan, Strauss’un Doğu Masalları valsini ithaf ettiği Abdülhamid’i bilseler gerici güruhun ona Mehmet Akif’in dediği gibi “Kızıl kâfir” diyeceğini öngörebiliriz. Zaten Fransa ve İngiltere’ye gideceği zaman Osmanlı sultanının Darü’l Harp toprağına basamayacağı gerekçesiyle ulema tarafından engellenmeye çalışılan, bu engeli aşmak için çizmesinin içine İstanbul toprağı doldurarak yolculuğa çıkan Hamid de şeriattan az çekmemişti.

Vehm-i Hümayün

Şehzadelerin boğdurulduğu bir saray geleneğinden gelmesi yetmiyormuş gibi bir de suikast girişimine uğrayan Abdülhamid’in tahtını koruyabilmek için aldığı önlemleri okurken padişahın duyduğu korku bize eşlik ediyor. Zehirlenmemek için kahveyi iki ayrı fincandan, suyu mühürlenmiş şişelerden içen bir faninin balıkların içinde bomba bulunup bulunmadığının araştırılmasını istemesinde şaşıracak bir şey yok. Bakkaldan yıldız şehriye isteyenin Yıldız Sarayı’ndan bahsettiği düşünülerek sürgün edilmesi, padişahın burnundan bahsedilme ihtimaline karşı burun kelimesinin yasaklanması paranoya ve takıntının iktidar katına yükseldiğinde gündelik yaşamı nasıl etkileyebileceğini açığa çıkartıyor. Abdülhamid’in muhaliflerini ortadan kaldırırken merhametli padişah imajı çizebilmesi entrika konusunda ne denli usta olduğunu ortaya koyuyor.

“İstibdat ve Hürriyet” alt başlığı taşıyan kitapta Livaneli, İttihatçıların içinde tartışmalara da yer veriyor. Enver Paşa’nın tertiplediği Mustafa Kemal’e yönelik suikast girişimi gibi bilgileri aktaran Livaneli, aynı zamanda İttihatçılara da eleştirel yaklaşıyor.

Osmanlı’nın bir dönemini anlatan Livaneli, komitalardan, isyanlardan da bahsedip, Halley kuyruklu yıldızının dünyaya yaklaşması nedeniyle yaşanan korkunun üstüne, kolera salgınından sonra yaklaşan savaş korkusunu da işleyerek dönemin ruh halini veriyor. Kimi zaman da Hamid’i kendinden önceki padişahlarla karşılaştırıyor, Kanuni’nin Protestanlığın kurucusu Luther’e yaptığı para yardımı, Homeros’u okuyan Fatih’in Hector ve Aşil’in mezarlarını bulmak için Troia’ya gitmesi, Camel sigarasının öyküsü gibi anektodlar okuru bekliyor.

Osmanlı tarihinde çok önemli bir dönüm noktası olan 1908 devriminin ve ona karşı girişilen 31 Mart gerici ayaklanmasının ardından tahtından indirilen bir padişahı tanıtan Kaplanın Sırtında romanı sarayda “Padişahım çok yaşa” diye ötmesi öğretilen papağanlardan bir farkı olmayanların hoşuna gitmeyebilir ama tarihi öğrenmek isteyenler için değerli bir eser.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...