Ana içeriğe atla

Toprağa Hücum

 “Ey bu topraklar için

Toprağa düşen
Bir karış toprağın
Var mıydı yaşarken?”

Ataol Behramoğlu

Gıda fiyatlarındaki tırmanış tane ile meyve-sebze satışı dönemini açarken, gıdaya erişim hakkının giderek zorlaşması açlık isyanlarına davetiye çıkarıyor. KDV indirimi pahalılığın çölüne bir damla su olamazken, marketlerin hedef gösterilmesinden, basılan soğan depolarından etiketlerin haberi bile olmuyor. Ezana, bayrağa saldıran hayali düşmanlar yaratmak, halkı patlıcanla mermi arasında tercihe zorlamak kimsenin karnını doyurmadığı gibi, tokluk hissi bile yaratmıyor.

2. Dünya Savaşından sonra Avrupa’nın tahıl deposu görevini üstlenen ülkemizin bugün aynı ürünleri ithal etmeye başlamasının ardında tarımdaki neoliberal dönüşümün olduğunu söylemek gereksiz. Söz tarımdan açılınca konunun toprağın kullanımından ve tasarrufundan bağımsız tartışılması mümkün değil. Melek Mutlu Özkesen, Toprakları Kapatmak adlı çalışmasıyla çiftçilerin proleterleşmesi gibi sonuçlara da yol açan toprağın piyasalaştırılmasının ardındaki sınıfsal dinamikleri incelemiş.

De te fabula narratur*

Çalışmanın sınıfsal perspektifini, İngiltere’de ortak toprakların “çitlenerek” özel mülk haline gelmesini kapitalizmin ilkel birikimi olarak gören Marx sunuyor. Yazar, bu tespitin günümüzle bağını; ilkel birikimin kapitalizme geçiş dönemine özgü olmadığını, bugün kapitalizmin yapısal bir unsuru haline geldiği iddia eden, “mülksüzleştirme yoluyla birikim”, “istila yoluyla birikim” gibi adlarla yeni bir literatür oluşturan Harvey, Araghi, Patnaik, Adnan’a referansla kuruyor. Marx’ın ilkel birikim anlayışına eleştirel yaklaşan ama tıptan biyolojiye, müzikten tarihe kadar çeşitli alanlarda görülen ortak mülkiyet haklarının çevrelenmesi uygulamalarına da dikkat çeken Harvey, mülksüzleştirme yoluyla birikimin yeni yöntemlerini ortaya koyarak teorik bir katkıda bulunuyor.

Teorik çerçevenin oluşturulmasıyla kurulan tartışma zemini toprak kapatma literatürünün gelişmesinde rol oynayan GRAIN adlı sivil toplum örgütünün raporlarıyla zenginleştiriliyor. Bu rapora göre, 2008 finansal krizinin ardından gıda ve biyoyakıt arzı açısından kıtlık çeken ülkeler deniz aşırı ülkelerde toprak yatırımlarına girişirken toprak da finansal bir yatırım aracı haline geliyor. Toprağı Çin ve Hindistan gibi madencilik, altyapı ve gayrimenkul yatırımları gibi tarım dışı aktivitelerde kullanan ülkeler de bulunuyor. Böylece toprak kapatmanın; kapitalizmin gıda, enerji, finans, iklim değişikliği gibi krizlere çözüm olarak sarıldığı bir birikim stratejisi olduğu görüşüne ulaşılıyor.

Çoklu krizini aşmak için toprağa hücum dönemini başlatan sermayenin önündeki engellerin kaldırılması için girişilen hukuki düzenlemelerin Yeni Anayasalcılık adı ile kavramsallaştırıldığı ilerleyen bölümlerde, toprakla birlikte atmosfer ve su kaynaklarının da ticarileştiği ortamın sağlanması için hükümetlerin toprakla ilgili yetkilerinin sınırlandırılıp uluslararası arabuluculuk mekanizmalarının devreye sokulduğu anlatılıyor. Bu durum devletlerin rolünü ve egemenliklerini de etkiliyor.

Kapitalizmin krizi Keynesyen politikalardan neoliberalizme doğru yol almayı dayatınca, devletlere biçilen yeni rol, bu yolda önemli uğrak noktaları olan Washington Konsensüsü, Dünya Bankası raporları, IMF programları ile birlikte yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Bu değişime 24 Ocak kararları ile uyum sağlamaya çalışan Türkiye kapitalizmi 90’lı yıllarda Gümrük Birliği, 2000’lerden sonra ise IMF anlaşmaları ile radikal biçimde yeniden yapılanıyordu. Riski kamunun üstlendiği, özel sektörün pastayı tek başına mideye indirdiği ortaklık modeli ile oluşturulan yatırım ortamı ile yeni bir birikim rejimi hayata geçiriliyordu. Yap-İşlet-Devret modeli ile birlikte sermayenin kamu varlıklarına ve toprağa erişimi için düzenlenen yol, Kamu İhale Kanunundaki istisnaların sayısının artırılması ile trafiğe açılınca sayısı bir elin parmakları kadar olan sermaye grupları oligopolleşiyordu. Zaman kaybına tahammülü olmayan patronlar parlamentodan geçecek kararları bekleyemeyeceğinden acele kamulaştırmalar mülksüzleştirme yoluyla birikim stratejisinde en çok başvurulan yöntem olarak öne çıkıyor. Kitapta son 20 yıldaki toprak satışlarının gösterildiği tablodan, toprağa hücumun başladığı net olarak görülebiliyor. Satış dışında kiralama, işletme gibi yöntemlerle de davet edilen yabancı sermaye için girişilen mevzuat değişiklikleri yazar tarafından ilgili yerlerde mutlaka belirtiliyor. Özkesen’in doktora çalışması bu yönüyle konuyla ilgili çalışmalar yürütecek araştırmacılar için de önemli bir başvuru kaynağı niteliği taşıyor.

Anlatılan senin hikayendir ama bir farkla

Çalışma boyunca sık sık kapitalizmin tarih öncesi dönemine dönerek sermayenin topraktan sağladığı ilkel birikimi hatırlatan Özkesen, Keynesyen ve neoliberal dönemleri karşılaştırarak  toprağın sermaye için her dönem taşıdığı önemi inceliyor. Ancak önemli bir farka dikkat çekmeyi ihmal etmiyor. 14. yüzyıl İngiltere’sinde kapatılan topraklar devlet malı ya da ortak mal iken bugünün Türkiye’sinde kamu arazilerinin sermayeye devredilmesi devletin kamusal niteliğinde de bir dönüşüme işaret ediyor. 2000 sonrası Türkiye örneğinde toprağın piyasalaştırılmasının görünümleri ve boyutları ayrı bir bölüm olarak ele alınıyor. Cumhuriyet döneminde oluşturulan köy, orman, mera ve yaylalarla ilgili mevzuatın 80’li yıllarla birlikte budanmak istenmesi, 2000’lerden sonra tamamen kadük hale getirilmesi burjuvazinin yönelimini, devlet karşısındaki pozisyonunu ve aç gözlülüğünü ortaya koyuyor. Köylerin mahalleye dönüştürülmesi, köylülerin ücretsiz su hakkı ile vergi muafiyetinin elinden alınması, meraların statüsünün belirsizleştirilmesinin yarattığı metalaşma ve proleterleşme gibi sonuçlar sermayenin stratejisinin ince ince işlenerek uygulamaya geçirildiğini gösterirken, solun da yasa okuryazarlığı gibi bir beceri edinmesi ihtiyacını ortaya koyuyor. 2/B Kanunu ile ormanlık alanda yaşanan mülk transferinin, bir yandan inşaat sektörünün damarlarına kan pompalarken diğer yandan iktidarın TOKİ aracılığıyla hayata geçirdiği popülist politikalarla yoksulları kendine bağlaması lokal düzeydeki hak mücadelelerinin sınırını gösteriyor. Öte yandan 2/B yağmasından enerji ve turizm sektörü de nemalanıyor.

2010 yılında yayımlanan bir rapora göre 81 ülkede elli milyon hektar toprağın uluslararası anlaşmalara konu edildiğini, bu toprakların çoğunluğunun Afrika’da yer aldığını öğrendiğimiz son bölümde bu dalgaya uyan Türk şirketlerinin de Afrika’da toprak anlaşmaları imzaladığını görüyoruz. 3. Boğaz Köprüsü ve Kuzey Marmara otoyoluyla yaratılan kentsel ranta yer verilen bölümde doğanın yağmalanmasına karşı direnen örgüt temsilcilerinin görüşlerine de yer verilerek sermayenin kazançlarının halkın ve doğanın yıkımı pahasına elde edildiği anlatılıyor.

Bir zamanlar sadık yârimiz olarak görüp, türküler yaktığımız kara toprak piyasalaştığı andan itibaren köylüden koparılarak sermayenin ayakları altına serildi. Ekmek ve yağ kuyruklarının olduğu bir ülkede zeytinliklerin yağmalanmaya devam edilmesi gıdaya erişim hakkını daha büyük tehlikelerin beklediğinin habercisi. Hindistan’daki gibi çiftçi intiharlarının yaşanmaması, gıda krizinin önlenebilmesi için ekoloji ve emek hareketini çok zor görevler bekliyor. Saldırının hangi biçimlerde geldiğini gösteren Toprakları Kapatmak kitabı elimizin altından bulunsun.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...