Ana içeriğe atla

Devrimci Neşemiz Eksik Olmasın

 

Devrimci neşemiz eksik olmasın

“Gülme devrimci bir şey içeriyor…
Voltaire’nin gülmesi,
Rousseau’nun ağlamasından daha yıkıcıydı”

Herzen

Gençliğe verebilecek bir şeyi kalmayan İslamcı iktidarın mezuniyet törenlerinden sonra karşısına yeni bir tehlike odağı daha çıktı. Munzur’dan Kaz Dağlarına kadar uzanan festivaller karşısında kendini korku tüneline girmiş gibi hisseden yönetenlerin, Kürt müziğini dünyaya açan Aynur’un da, Karadeniz otantizmini müziğine taşıyan Apolas Lermi’nin de sahneye çıkma haberiyle aynı kabusu görmelerinin nedeni ne olabilirdi? Melek Mosso’nun flütünden çıkan notaların, Metin Kahraman’ın bağlamasının bıraktığı tınının savaş tamtamı gibi duyulup iktidarı teyakkuza geçirmesine ne sebep olmuş olabilirdi?

Bu konulara İslam coğrafyası özelinde kafa yormuş olan Asef Bayat, radikal İslamcılığın basit kendiliğindenlik ve neşe gösterileri ile gündelik zevk arayışları karşısında kendini güçsüz hissettiğini söyler. Her sıradan kutlama vesilesi, özel partiler, hareketli sokak köşeleri, kahvehaneler, alışveriş merkezlerindeki toplaşmalar İslam için derin bir dogmatik endişe ve meşruiyet kaybı meselesi haline gelir. Bayat, “Siyaset Olarak Hayat” kitabının “Eğlence Siyaseti” başlığını koyduğu bölümünde İslamcılığın eğlence üzerindeki mücadelesini incelerken Suudi Arabistan’da uçurtma uçurmanın masumane neşesinin bile hoş karşılanmadığından bahseder. Şeriatın hüküm sürdüğü başka bir ülke olan İran’da en küçük toplumsal coşkunun ve canlılık ifadesinin yarattığı rahatsızlığı aktaran Bayat, İslami kamusal alanda giysinin biçimi ve renginin, bedenin hareketinin, sesin tınısının, gülüşün seviyesinin ve bakışın keskinliğinin yoğun bir denetim ve disiplin meselesi haline geldiğini yazar. Silahlı militanların konserleri, kutlamaları bastığı, gençlerin “Bizim mutlu olmamızı istemiyorlar” diye ağladığı anlatılırken Firuzağa baskını aklımıza geliyor, şer’i uygulamalara ve saldırılara o kadar uzak olmadığımızı görüyoruz.

Eğlencenin yıkıcılığı

Bayat, kudretli bir devletin; renkli giysilerden, bir tutam saçın görünmesinden, şakalaşmadan, bedenin şen hareketinden neden endişe ettiğini cevaplamaya girişerek manevi otorite ile takipçileri arasına giren rakip paradigmanın aradaki bağları zayıflatma potansiyeline dikkat çeker.

Asef Bayat çalışmasının bir bölümünde Avrupa’da görülen kamusal eğlenceyi bastırma pratiklerine de göz atar. Fransız Devrimi’nden sonra sokaklardaki basit ama coşkulu eğlencelerin burjuva duyarlılıklarını, disiplini, özdenetimi, çok çalışmayı ve “rasyonelliği” kutsayan kapitalist çalışma etiğini de rahatsız ettiğini ortaya koyarak toplu eğlenceyi her türden otoriteye karşı ritüelleşmiş bir isyan olarak niteleyen Bahtin’e pasını atar.

Rus edebiyat ve kültür kuramcısı Mihail Bahtin gülmenin tarihini ve karnavalların ezilenlerin mücadelesinde oynadığı rolü ele aldığı çalışmalarıyla bilinir. Hıristiyanlığın, daha ilk döneminde gülmeyi yasakladığını söyleyen Bahtin, Deliler Bayramı ve Eşek Bayramı gibi günlerin yasaklamalara rağmen halk tarafından kutlanılmaya devam edildiğini anlatır. İnsanların korkularını yendiklerinin ciddi bir şekilde bilincinde olmaları ortaçağ gülmesinin temel öğesidir. Gülme, insanların elinde daima bir özgürlük silahı olarak kalmıştı. Halkı korkutup, sindirerek yönetmek isteyen otoritelerin dayattığı ciddiyet; yalan, riyakarlık, tehdit ve yasaklamalarla doluydu. Karnaval alanlarında ciddiyetin maskesinin düşürülmesi korku, baskı ve yalanın iktidarının mağlubiyeti anlamına geliyordu. Bu yüzden karnavallar halkın, iktidara karşı yürüttüğü sınıf mücadelesinde bilinç açıcı bir rol oynuyordu. Yönetenlerin neşeli ritüellere karşı duyduğu kaygıların kökeninde bu yıkıcılık yatıyor.

“Gülüşün eklenir kimliğime”

Ahmet Telli

Bugünlerde festival ve konser yasaklamalarıyla kültürel hegemonya arasındaki ilişkiye değinerek çok yerinde tespitlerde bulunan yazılar yayımlanıyor ancak iktidarın neşenin yıkıcılığından duyduğu korkuyu da es geçmemek gerekiyor. Kültürel alanda veriliyormuş gibi görünen savaş, iktidar mücadelesinin cephelerinden biri. Kültürel hegemonya da zaten bu yüzden önemli. Rengarenk giyinmiş gençlerin attığı kahkahalar yalnızca yobazların uykusunu kaçırmıyor, faşizmi de korkutuyor. Yapılacak şey çoktan belli oldu: Müziğin coşkusunu, dansın ritmini artıralım. Devrimciler her yerde halay başına geçsin. “Bizden geçti artık” diyenler varsa onlar da rakı masalarını kursun, kadehleri tokuşturarak bu yıkıcı enerjiye oturduğu yerden güç versin. Gençlerin gülüşleri karanlığı dağıtacak.

Kaynaklar:

  • Asef Bayat, Siyaset Olarak Hayat, Metis Yayınları
  • Mihail Bahtin, Karnavaldan Romana, Ayrıntı Yayınları

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...