Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2024 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Yeşil Makyajlı Kapitalizm

  “Karnın yardım kazmayınan, belinen Yüzün yırttın tırnağınan, elinen” Âşık Veysel Üretimde enerji kaynağı olarak ilk önce buharı kullanan kapitalizm, zamanla kömürün yerine petrolü geçirerek enerji dönüşümünü gerçekleştirmişti. Yalnızca üretimde değil ulaşım, lojistik ve savaşta da kullanılan fosil yakıtların yarattığı doğa tahribatı bir taraftan Paris İklim Anlaşması, Kyoto Sözleşmesi gibi fren sistemlerinin devreye girmesini gerektirirken yenilebilir enerji kaynakları alternatif olarak sunulmaya başlanmıştı. Kapitalizm şimdi  yeşil ekonomi  adı altında yeni bir enerji dönüşümünü allayıp pullayıp bize sunuyor ama ekolojik hassasiyetlerin nihayet gözetilmeye başlandığını düşünenler de, dünyanın geleceğinin kurtulduğunu sananlar da fena halde yanılıyor. Kurtarıcı olarak sarıldığımız güneş panelleri, rüzgar türbinleri, elektrikli arabaların çalışabilmesi için gerekli olan lityum, nikel gibi elementleri elde etmek için bile yüzlerce maden açılması gerekirken diğer taraftan ...

Fransız Devriminde Sosyalist Rüzgarlar

  Dördü de önümdeydi Kan içindeydiler Yetiştim onlara, Omzuma değdiler: “Kahrol Danton. Ölmelisin Robespiyerim… Yaşasın Marat! Ben Baböfle beraberim” Dedim Ve geçtim onları… Nazım Hikmet Dünya tarihinde tüm insanlığı etkileyen iki büyük devrim vardır. Bunlardan 1917 Rus Devrimi doğal olarak sosyalistler tarafından gururla sahiplenilirken 1789 Fransız Devrimi hak ettiği önemi görmez. Bunda Fransız Devrimi’nin burjuva devrimi olarak görülmesinin etkisi büyüktür. Oysa komünizm fikrinin yeşermesi ve uğrunda mücadele edilecek bir hedef haline gelmesi için bereketli bir toprak görevi gören Fransız Devrimi sürecinde öncülük rolünü üstlenen Jakobenler, Leninist parti anlayışının tohumlarını ekmişti. Düşünüldüğünün aksine Fransız Devrimi’ni yapan ve ileriye taşıyan burjuvazi değil, Jakobenler ve onların daha solundaki kulüpler ile halk hareketi olmuştu. Jirondenler Kulübü tarafından temsil edilen burjuvazi başından beri devrimi dondurmaya çalışmıştı. Monarşi yıllarında henüz partiler ortaya...

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Atomun İçindeki Mikro Kozmos

  “Stronsium 90 yağıyormuş                          ota, süte, ete,                          umuda, hürriyete,                          kapısını çaldığımız büyük hasrete. Kendi kendimizle yarışmadayız, gülüm. Ya ölü yıldızlara hayatı götüreceğiz, ya dünyamıza inecek ölüm.” Nazım Hikmet Her ne kadar göz kamaştırıcı ilerlemelerle anılsa da bilimde duraklama ve bunalımların yaşandığı dönemler de yaşanmıştır. Bunlardan ilki √2 sayısının bulunmasıydı, ki Pisagor okulunu krize sokan ve matematiğin kanlı sayısı yakıştırması yapılan bu sayıyı gizlemek için cinayetlerin işlendiği bile rivayet edilir. Bütünün parçadan büyük olması gerektiği aksiyomunu geçersizleştirmiş gibi görünen Zeno Paradoksu, Öklid dışı geometrilerin var olduğunun anlaşılması, sanal sayıların bulunuşu, kümeler teorisinde ortaya ...

Mücadelenin Estetiği

  İşçi sınıfı ortaya çıktığı andan itibaren kendi edebiyatını ve sanatını da yaratmaya başlamıştı. Çalışma hayatında yaşanan sorunlar filmlere, şarkılara konu olurken, ayağa kalkıp yürüdüğünde uğruna şiirler, marşlar yazılmıştı. Tiyatrodan heykele, fotoğraf sergilerinden duvar resimlerine kadar yansıyan sınıfın mücadelesi ve yaşamı yeri geldiğinde festival düzeyine sıçrayabilmişti. Çocuk işçiliği, yoksulluk, ayrımcılık, sendikal haklar, barış, özgürlük gibi birçok temaya değinen bu eserler zaman zaman işçiler tarafından üretilmiş, zaman zaman ise işçi sınıfının yanında saf tutan sanatçılar emeğin sesi olmuş. ABD’de Woody Guthrie, Pete Seeger gibi şarkıcılar, İngiltere’de “Centre 42” (Kırk İki Hareketi), İtalya’da piyanist ve besteciler işçilerin sendikal etkinliklere katılmasında çok önemli rol üstlenmiş, katıldıkları işçi yürüyüşlerinde, sendika toplantılarında işçi sınıfı motive etmişti.   Ülkemizde de sendikalar;   1 Mayıs Afiş Yarışması, fotoğraf sergileri,...

Bizde Bir Gülten Kaldı

  “Bu dizeyi bana ver, bütün şiirlerimi sana vereyim” Behçet Necatigil’in hayranlığını yukarıdaki sözlerle ifade ettiği Gülten Akın şiir yazmaya 1950’li yıllarda başlamasına rağmen o yılların önemli akımı olan II. Yeni içerisinde sayılmamıştır. Onun şiiri, yöneticiliğini yaptığı Halkevleri gibi Aydınlanma geleneğinden yola çıkıp halkçı bir damardan beslenerek devrimci mücadeleyle buluşmuştur. Kaymakam olan eşinin görev yaptığı/sürüldüğü Kumluca, Alucra, Gevaş, Şavşat gibi Anadolu’nun ücra köşelerinde avukatlık ya da öğretmenlik yapan Gülten Akın’ın şiirleri yaşamın içinden süzülerek gelmiştir. Köylülere gönüllü olarak okuma-yazma öğretirken, hastaneye ulaşımı olmayan köylere yol açmaya, ağaların el koyduğu toprağı kamulaştırmaya çalışırken bir sosyolog gibi gözlemlerde bulunan Gülten Akın, Anadolu’yu tanıdıkça şiiri de dönüşmüştür. Kurtuluş Savaşı’nı anlattığı Maraş Destanı’ndan Kızıldere’de katledilen Sabahattin Kurt’un, ODTÜ’de öldürülen Ertuğrul Karakaya’nın, işkencede canı alın...

Bir Devin Omzunda

  “Eğer ki diğerlerinden ötesini görebildiysem; bu, devlerin omuzlarında yükseldiğim içindir” Newton Bilimsel ilerlemenin birbirini izleyen buluşların birikimiyle oluştuğu düşünülür. Kepler’in astronomi çalışmaları ile Galileo’nun fizik çalışmalarından yararlanan Newton’un ünlü sözü de bu bakış açısının ifadesidir. Ne var ki ilk bakışta akla yatkın gelen bu bakış, bilim tarihi tarafından doğrulanmaz. Bilimde asıl sıçramalar yeni bir paradigmanın eski paradigmayla çatışmaya girerek onu aştığı devrimci anlarda yaşanır. Kopernik, Lavoisier, Einstein astronomi, kimya ve fizikte devrim yapabilmişlerse bunu eski teorilerden kopuşu sağlayabilmelerine borçludur. Bu konuda Karl Popper ile Thomas Kuhn arasında geçen tartışmayı ilgililerin dikkatine sunarak Metis Yayınları tarafından yayımlanan Kütlenin Gizli Çekiciliği adlı kitabın sayfalarını çevirmeye başlayalım. Ron Cowen tarafından yazılan kitap bizim yerçekimi olarak bildiğimiz Newton’un kütle çekimi yasasının Einstein’ın görelilik teor...

Yürüyeceği Yolu Açan Yolcular

  Bana tarihini anlattın Tarihimi onunla ölçeyim diye Geçmişte devrimci hareketler içerisinde yer almış militanlar üzerine yayımlanan anı ve biyografi kitaplarının belli bir doygunluğa ulaştığı söylenebilir. Bugünün devrimcileri geçmişi çeşitli yanlarıyla ele alan bu çalışmalardan çok şey öğrendiler. Ancak meseleye analitik açıdan yaklaşan çalışmalar hem sınırlı hem de var olan çalışmaların solun yükselişte olduğu 60’lı ve 70’li yıllara odaklanması nedeniyle tarihimizin bazı dönemlerine yaprak kımıldamayan dönemler olarak bakılmakta, bu durum en zor dönemlerde mücadeleyi sürdüren, ağır bedeller ödeyen devrimcilerin haksızlığa uğramasına yol açmakta. 1980-1992 dönemini analiz eden Ertuğrul Bilir’in “Darbeden Sonra Devrimci Yol” adlı kitabı bu konuda önemli bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor. 12 Eylül darbesinden sonraki 12 yılı 3 alt döneme ayırarak ele alan bu çalışma; o dönemlere dair dünya ve ülke tahlili, işçi ve gençlik hareketlerinin durumu ve solun genel haline mercek tuta...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...

Ben Bir Otobüs Durağıyım

  Ben bir otobüs durağıyım. Çoğunuzla karşılaşmışızdır. Sağımdan Selanik Caddesi geçer, solumda Karanfil Sokağı durur. Beklemeyi o kadar benimsemişim ki, sabah-akşam telaşlı koşturmalarınıza bir anlam veremem. … numaralı otobüs sürekli önümde durup kapılarını açsa da bir kez bile binmeyi aklıma getirmedim. Taş yerinde ağırdır, derler, neme gerek. Önümden geçen otomobillere gözümün takıldığı olur ama benim işim insanlarladır. Yalnız gezenleri, en ıssız saatlerde bile Kızılay’ı bekleyen benim kadar anlayan çıkmaz. Böyle dedim diye sanmayın ki çiftlerin, grup halinde gelip geçenlerin içini okuyamıyorum. İnsan sarrafı olmuşuz derler ya öyle işte. Ama nedense en çok kalabalık halde toplanıp Kızılay Meydanına doğru yürüyenleri sevmişimdir. Omuz omuza verip yürüdükleri için mi, hep beraber türkü söyleyip, halay çektikleri için mi bilmem onlara kanım ısınmıştır. Haklı talepleri olduğunu, dünyayı güzelleştirmek istedikleriniz sezmişimdir. Bunu sadece sezgiyle açıklayamayız elbette. İşim v...