Ana içeriğe atla

Yürüyeceği Yolu Açan Yolcular

 

Bana tarihini anlattın
Tarihimi onunla ölçeyim diye

Geçmişte devrimci hareketler içerisinde yer almış militanlar üzerine yayımlanan anı ve biyografi kitaplarının belli bir doygunluğa ulaştığı söylenebilir. Bugünün devrimcileri geçmişi çeşitli yanlarıyla ele alan bu çalışmalardan çok şey öğrendiler. Ancak meseleye analitik açıdan yaklaşan çalışmalar hem sınırlı hem de var olan çalışmaların solun yükselişte olduğu 60’lı ve 70’li yıllara odaklanması nedeniyle tarihimizin bazı dönemlerine yaprak kımıldamayan dönemler olarak bakılmakta, bu durum en zor dönemlerde mücadeleyi sürdüren, ağır bedeller ödeyen devrimcilerin haksızlığa uğramasına yol açmakta. 1980-1992 dönemini analiz eden Ertuğrul Bilir’in “Darbeden Sonra Devrimci Yol” adlı kitabı bu konuda önemli bir boşluğu dolduracak gibi görünüyor. 12 Eylül darbesinden sonraki 12 yılı 3 alt döneme ayırarak ele alan bu çalışma; o dönemlere dair dünya ve ülke tahlili, işçi ve gençlik hareketlerinin durumu ve solun genel haline mercek tutarak Devrimci Yol geleneğinden gelmeyen sosyalistler için de önemli bir başvuru kaynağı özelliğine kavuşmuş.

Çünkü sözler
Sözler davranırsa bizden önce
Tohum çürür yozlaşır tarla
Yabancılaşırız kendi toprağımıza

Kitabın planı içerisindeki diğer alt bölümlere göre üstüne yazılan, çizilen yayınların nispeten daha fazla olduğu 1980-84 döneminde karakol baskınlarının da dahil olduğu devlet güçlerine karşı girişilen çatışmaların aktarılması Devrimci Yol’un darbeye direnmediği eleştirilerine yanıt niteliğinde. Cuntaya karşı savaşırken çatışmada ya da işkencede öldürülen devrimcileri tek tek adları, ölüm tarihleri ve ölüm nedeniyle birlikte veren yazar yaşamını feda eden yoldaşlarını istatistik olmaktan çıkararak onların anısı önünde saygı duruşuna geçiyor. Daha sonraki dönemler de yürütülen çalışmaların tanımlanmış bir hukuk, yetki, işleyiş olmadan yürümesini gördüğümüzde kitabın, Dev Yol’un merkez komite, genel komite gibi organlar yerine bir arkadaşlar topluluğu tarafından yönetildiği itirafı ile başlamasının özel bir nedeni olduğu anlaşılıyor. 12 Eylül darbesi sonrasında Devrimci Yol’un “ilk çemberinin” yakalanmasından sonra yeni merkez oluşturma girişimleri ile FKBDC ile BİRKOM gibi sol birlik projelerinin bir arada yürütülmesi bir örgütün militanlarının var olma ve savaşma çabası gibi ikili bir görevi birlikte yürüttüğünü gösteriyor. Fakat Suriye’deki geçici merkezin yazdığı  “Devrimci Yol Militanlarına” başlıklı bildirinin yanı sıra Almanya’da “1982 politik hattı” olarak anılan başka bir metnin hazırlanması, en azından askeri ve politik bir merkez oluşturma konusundaki başarısızlığa işaret ettiği gibi sağa savrulmanın utangaç işaretlerini veren Avrupa’da yazılmış metin, savaş cephesi ile cephe gerisinin farklı yönlere gideceğinin sinyalini de içinde barındırmaktadır.

Nitekim her ne kadar Devrimci İşçi çevresinin karşı çıkmış olmasıyla önü kesilmiş olsa da zamanla liberal tezlerini açıktan savunma noktasına gelen ve cuntaya karşı Demirel’i savunmayı öneren Taner Akçam’ın toparlanma çabasına cuntanın veremediği zararı verdiğine şahit oluyoruz. Karakol baskını, silah ele geçirme, muhbir cezalandırma gibi eylemleriyle cuntaya karşı savaşı sürdüren Devrimci Yol gerillalarının yurt dışından alınan kararla dağlarla vedalaşmak zorunda kalması, askeri ve politik önderliğin tek merkezde toplanmamış olmasının olumsuz örneği olarak bugüne ders bırakıyor. Yazar, Devrimci Yol’un örgütsel varlığının son bulduğu Şubat 1985’e kadar yapılan korsan radyo yayını, bildiri dağıtma, pankart asma, sokak gösterileri ve yayın faaliyetlerinden de örnekler vererek cuntaya karşı direnilmediği suçlamasına yanıt veriyor. Diğer taraftan Türkiye sosyalist hareketinin 12 Eylül yenilgisini önleyip önleyemeyeceği, darbenin püskürtülememiş olsa bile direnişin uzun vadeye yayılıp yayılamayacağı bu bölümde tartışılan konulardan.

Dostum, eski arkadaşım
Bildin, korkak bir kağıda
Yiğit bir kalemle nasıl yazılmazsa…

Devrimci Yol’un örgütsel varlığının ortadan kalktığı ama hala yakalanmayan militanların birbirinden kopuk çalışmalar yürüttüğü 1984-89 dönemi kitapta başka bir alt dönem olarak anlatılıyor. ATM’ler, 30 Mart, Devrimci Yol Taraftarları gibi otonom yapılar var olma, alan siyaseti izleme ya da yeniden örgüt kurma gibi farklı amaçlarla hareket etse de davaya bağlılığın devam ettiğini görüyoruz. Başta Mamak Hapishanesi’nde Devrimci Yolcuların teslimiyetçi bir çizgi izlediği suçlamalarının da hem Mamak hem de diğer hapishanelerdeki direnişlerden örneklerle boşa çıkartıldığı bu bölümde başka bir eleştiri konusu olan Devrimci Yol önderliğinin mahkemede yaptığı savunmalara da değiniliyor. Metris, Erzincan ve Kırşehir hapishanelerinde yaşanan firarlarda hapisteki Devrimci Yolcuların teslim olmadığını, tam tersine mücadele azmiyle dolu olduğunu kanıtlıyor. Yurtdışından PKK ve Devrimci Sol saldırılarında ölen Devrimci Yolcuların acı haberleri alınırken yurtta korsan eylem, işgal, yol kesme gibi militan eylemlerin sürdüğü, Halkevleri ve İnsan Hakları Derneği’nin açıldığı, Muzaffer Erdost gibi aydınların genç Devrimci Yolcuların Uğur Mumcu gibi Cumhuriyet Gazetesi yazarları ile ilişkisini kurduğu, Aydınlar Dilekçesi’nin imzalandığı bu dönemde cuntanın yerinde rahat oturamadığını tahmin edebiliyoruz. İşçilerin Sesi, Devrimci Gençlik, Demokrat Arkadaş, Mayıs, Demokrat yayınları tüm sancılarına rağmen farklı alanlarda yürütülen çalışmaların belli bir olgunluğa eriştiğinin ifadesi olarak değerlendirilebilir.

Yiğit bir kalem olmayla birlikte
Dağların bilge dervişi gezmeyi istedin
Demiri pasından ayırdı özverin

Otonom yapıların yerini yavaş yavaş merkezileşmiş alan örgütlerine bırakmaya başladığı 1989 sonrası, kitapta son alt dönem olarak ele alınıyor. Kırmızı Broşür, Devrim Hemen Şimdi gibi kurucu metinlerle Devrimci Gençlik, Devrimci İşçi, Devrimci Kamu Çalışanları gibi örgütlenmelere yönelinen bu dönemde yeni toplumsal hareketler, bilginin metalaşması, güvencesiz işçi kitlesi, kamu çalışanlarının sendika hakkı gibi ileri tartışmalarını yapan Devrimci Yolcuların ufuk çizgisinin dönemin sol örgütlerine göre ileride olduğu göze çarpmakta. İşçi direnişleri, Basın-Yayın işgali, polis tarafından vurulma ve tutuklanmayla sonuçlanan bazı askeri faaliyetler militan ruhun hala diri tutulabildiğini  gösteriyor.

Örgütlenme çalışmasının belli bir aşamaya gelmesiyle ortaya çıkan toparlanma mı, kopuş mu tartışması gelenekle, gelecek arasında ağırlığın nereye verileceği tartışması gibi duruyor. Devrimciler Süreci adıyla anılan dönemde yürütülmeye hazırlanan bu tartışmanın şartlı tahliyelerin başlamasıyla olumsuz biçime bürünmesinde; kitle hareketlerinin geriye çekilmeye başlamasının, SSCB’nin dağılmaya başlamasının rolü yadsınamaz. Mevcut çalışmaların içinden gelmeyen ama geçmişin şöhretine sahip isimlerin inisiyatifi eline aldığı Tartışma Süreci bu alt dönemin sonunu oluşturur.

Şimdilik
Gün küçük dağların ardında
Ve yolumuz var daha
Her şey olgunlaşır
Çürüyüp dökülür zincir
En güzeli, yol yürüyüş öğretir
Dostum, eskimeyen arkadaşım

Devrimci Yol militanlarının 12 Eylül darbesi sonrasında var olma ve mücadeleyi sürdürme çabasının Ankara, İstanbul ve İzmir’de yürütülen işçi, gençlik ve mahalle çalışmalarından örneklerle anlatıldığı, dönemin sorumluluk almış kişileriyle yapılan görüşmelerle ve bu çalışmaların yayın organlarından yapılan alıntılarla resmedildiği 565 sayfalık bu dev çalışma tutuculuk-yenilik, açık faaliyet- askeri eylem, kitleselleşme-militanlaşma arasında salınan farklı tarzların ve görüşlerin birbiriyle karşı karşıya geldiği tartışmaları da ortaya koyuyor. Taner Akçam tarafından öne sürülen liberal tezlerin ilk bölümünde yer aldığı kitabın başka bir sağa savrulmayla sonuçlanan Tartışma Süreci ile bitmesinin kötü bir tesadüf olmadığını kitabın yayınlandığı sırada sosyalist hareketleri vuran yeni bir sağcılaşma dalgasına karşı örgütlerini korumaya çalışan militanlardan daha iyi anlayan kimse çıkmayacaktır. Anlatılan devrimcilikte ısrar edenlerin hikayesidir.

*Şiir: Gülten Akın

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...