Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2020 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Ceddin Yalan Neslin Dolan

  Sen unut geçmişini ben aklımda tutarım Ezginin Günlüğü 90 yıllık reklam arasını kapatma iddiasını açık açık dillendirme kudretine kendini haiz gören AKP’nin geçmişe dönmek için vuruştuğu savaş alanlarından birini de toplumsal bellek oluşturmakta. Abdullah Gül’ün Cumhurbaşkanlığı döneminde başlayan ve kulak ağrısı gibi bahanelere dayanan ulusal bayram kutlamalarının iptal edilmesi geleneği, fıtrat denilerek geçiştirilen madenci cinayetleri, Reyhanlı saldırısı, asker ölümleri, deprem gibi gerekçelerle devam etmiş ama ne hikmetse, Cumhuriyet’in önemli günlerini gölgelemek için uydurulan paralel törenler âlâyıvala ile kutlanırken yas tutmak büyüklerimizin aklına gelmemişti.  Erdoğan’ın cumhurbaşkanı olduğunda Çankaya Köşküne çıkmayı reddedip, AOÇ üzerine kendine saray yaptırması, yapılan mega projelere Osmanlı padişahlarının adının verilmesi, Cumhuriyetin başkenti Ankara’ya üvey evlat muamelesi yapıp Osmanlı’nın başkenti İstanbul’u parlatma gibi örnekler de rövanş almak için atı...

Adalının Türküsü

  alnını dağ ateşiyle ısıtan yüzünü kanla yıkayan dostum senin uyurken dudağında gülümseyen bordo gül benim kalbimi harmanlayan isyan olsun… Arkadaş Z. Özger’in Aşkla Sana şiirini bilenlerimiz çoktur. Bilmediğimiz ise bu şiirin, İstanbul-Maltepe’de Mahir Çayan’la birlikte kıstırıldıkları bir evde savaşırken ölümsüzleşen THKP-C militanı Hüseyin Cevahir’e yazıldığıdır. Ayrıntı Yayınları’nın Yakın Tarih dizisinden çıkan Cevahir adlı biyografi çalışmasında bu bilgiyle birlikte devrimci bir önderin kısa yaşamına tanıklık ediyoruz. Her biyografi çalışmasının kuralı olduğu üzere bu kitap da Hüseyin Cevahir’in çocukluğuyla başlıyor ve Dersim kültürü ile mitolojisi bizi karşılıyor. Baba Mansur Ocağı’ndan gelen bir ailenin torunundan bahsederken bu karşılaşma kaçınılmaz oluyor haliyle. Ortaokul yıllarında dünya klasiklerini okumaya başlayan Hüseyin Cevahir’e, iki yaşındayken Kuran okumayı öğrenip, dört yaşında hafız olan şeyhlerin anlatıldığı İslami efsanelere inananlar belki burun kıvıracak...

SANAYİ DEVRİMLERİ

  Düşün, uzay çağında bir ayağımız, Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri Ahmed Arif “ Katı olan her şey buharlaşıyor ” sözünün hafif kaldığı baş döndürücü bir hızla değişen dünyada bilimsel-teknik buluşları anlamak bunların yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel hatta ekolojik sonuçlarla baş edebilmek için şart. Değişimin hızı, anlama çabasının da bir o kadar hızlı olmasını gerektiriyor. Taş Çağı’nda bir dönemden diğerine geçiş süresi milyonlu rakamlarla ifade edilirken, Endüstri 3.0’dan Endüstri 4.0 dönemine geçiş 20 yıl gibi bir sürede tamamlanıyor. Dönemler arası geçiş süresinin kısalığı kuşaklar arasında bilgi ve deneyim aktarımını anlamsızlaştırırken, bir önceki dönemin beceri ve yetenekleri yeni dönemde engel olarak karşımıza çıkabiliyor. İster dünyayı değiştirmek, isterse hayata tutunmak için geliştirilmiş olan stratejiler yeni dönemin sorunlarını çözmede bir reçete sunmuyor. Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Faruk Görçün’ün yazdığı Endüstri 4.0 adındaki kitap bu açıdan...

YAE’cilik Bir Özürdür

  Sen kazandın ama ben haklıydım Bertolt Brecht YetmezAmaEvet’çilerden özür beklentisi farklı tepkilere yol açtı. Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu gibi erken gelen özürler bir tarafa bırakılırsa bu saatten sonra gelecek özrün kıymet-i harbiyesi olmadığı gibi solun içine doğru yeni bir liberal sızıntıya yol verecek olması nedeniyle hayli sakıncalı. Kaldı ki “ Garp cephesinde değişen bir şey yok ”. Ali Nesin üç yıl önceki açıklamasıyla aynı akıl tutulmasında ısrarcı olduğunu göstermişti. Bugün de Baskın Oran zeytinyağının üste çıkma özelliğini kanıtlamaya soyunmuş. YAE tarikatının hutbesinde verdiği vaazda kılıcını “laikçi ihvan”a doğru kaldırarak, maddeler halinde 2010 referandumunun kazanımlarını(!) sıralayan Baskın Oran’ın Artı Gerçek sitesinde yayımlanan  yazısını  okuduğunuzda, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirildiğini, askeri vesayetin zayıflatıldığını, yargı reformunun getirildiğini öğreniyorsunuz. Bu başlıkları güçlendirmek için verilen örnekler haddinden fazla ikna ed...

Adını koyalım artık: Faşizm

Acı Bir Rüzgardır Eser Dağlardan Ovalardan Kapkara Kanını Kurutur Yoksulların Sonra Kıtlık Pahalılık Ve Faşizm Dayan Ha Yıkılma…   Enver Gökçe   Macaristan’dan Brezilya’ya kadar dünyanın farklı coğrafyalarında ülkesini demir yumrukla yöneten, yasama ve yargının yetkilerini elinde toplamış, muhalifleri şeytanlaştıran, tanrı katına yükselmiş despotik liderler ortaya çıkarken, bunları adlandırmak için otoriter liberalizm, sağ popülizm, illiberalizm gibi kavramlar türetildi. Faşizm ise modası geçmiş bir kavram muamelesi görmekte. Faşizm kavramından vazgeçilmesinin görünürdeki gerekçesi bugünün dünyası ile 1930’ların Almanya’sı arasında birebir benzerliklerin aranması. Kapitalizm değişebilir, emperyalizm değişebilir ama faşizm 100 sene önceki halinde kalmalı, karşımıza Nazi üniforması içinde gelmeliydi. Ergin Yıldızoğlu, “Yeni Faşizm” kitabıyla COVID-19 salgınının devletlere sağlık önlemi adı altında olağanüstü hâl uygulamaları fırsatı verdiği günlerde kavramlar dünyasına inen...

Kırılsa da Kanadımız…

Oyuna devam Biz hiç yorulmadık Biz hiç yenilmedik desem yalan Oyuna devam Oyuna devam Biz hiç kaybolmadık Biz hiç kaybetmedik desem yalan Oyuna devam Bülent Ortaçgil Murat Uyurkulak’ın Delibo romanı kaybolan Deli İbo’nun aranması etrafında dönse de aslında kaybeden tarafta olanların ve o taraftan vazgeçmek istemeyenlerin romanı. Romanda baba-oğul geriliminin aynasında memleketin sosyolojik, politik, tarihsel fay hatlarının haritası çıkarılırken, türkülerden Yunan şarkılarına, semahtan, Karacaoğlan semailerine, bu toprakların güzellikleri ilaç olarak sunulmuş. Kaçak rakı üretimi, annesinin adı Sosi olan Erzincanlı Alevi öğretmen, Balkan göçmenleri, Alevi katliamları, İzmir Yangını ile memleketin derine gitmiş yaralarına mercek tutulmuş,  yaşam tarzları ve politik duruşlarıyla iki zıt kutbu temsil eden İzmir ve Konya şehirlerinin seçimiyle mukayeseli üstünlük teorisi edebi bir dille anlatılmış. Sürgün edilen sendikacı-komünist babası gibi kaybeden tarafta olmak istemey...

Dr. Che’nin Yolu

meselâ denerken damarlarında bir serumu                                         ölmek ayıp olur mu? Nazım Hikmet Kapitalizm kendisinin sorumlu olduğu ekolojik felaketlerin sonucunda para ve insan hayatı arasında apaçık bir yol ayrımına gelmişken, Dr. Che’nin yolunda yürüyenler insanlığın yaralarını sarmakla kalmıyor, bu vicdansız, aşağılık, kokuşmuş düzene mahkûm olmadığımızı da gösteriyor. Solunum cihazı yetersizliği nedeniyle yaşlıları feda eden piyasa acımasızlığı, sürü bağışıklığı yöntemine başvuracağını açıklayarak vatandaşlarını gözden çıkardığını ilan edebilen burjuva ahlakı distopyayı gerçek kılarken, içinde hasta yolcular olduğu için birçok ülkenin geri çevirdiği gemiyi kabul eden Küba, ütopyanın da uzak olmadığını gösteriyor. Salgının ilk anından itibaren Vuhan eyaletinde kendi üret...

Sol Yel Esip Geçmiş Gibi…

O, yalnız ağaran tanyerini görüyor ben, geceyi de Sen, yalnız geceyi görüyorsun, ben ağaran tanyerini de. Nazım Hikmet Türkiye solunun aykırı uçlarda salındığı konuların başında Kemalizm gelir. 71 kopuşunu gerçekleştiren devrimci hareketlerde bile bu farklı bakış açısı göze çarpar. Ellerinde Türk bayraklarıyla Samsun’dan Ankara’ya bağımsızlık yürüyüşü gerçekleştiren ve kendilerini 2.Kuvâ-yi Milliyeciler olarak gören Deniz Gezmişler bir tarafta, Şnurov’un tezlerinden esinlenerek Kemalistleri faşist hatta emperyalizmin işbirlikçisi olarak gören İbrahim Kaypakkaya diğer taraftadır. Mahir Çayan ise Kemalizm’i küçük burjuvazinin en sol kesiminin anti emperyalist tavır alışı olarak tanımlayarak THKP-C’nin devrim stratejisinde Kemalist aydın çevreye  vasıtasız ihtiyatlar  rolünü verir. Kurtuluş Savaşı sırasında bestelenen marşların Dev-Gençliler tarafından yeni sözlerle kendilerine uyarlanması da Kuvâ-yi Milliye’ye duyulan sevgiyi gösterir. Daha gerilere gidersek; Kıvılcımlı’nın...

Karşı Mahalleye Seyahat

Türkü yine o türkü, sazlarda tel değişti, Yumruk yine o yumruk, bir varsa el değişti! Neyzen Tevfik Türkiye solu muarızlarına karşı mücadele ederken başlangıçta teorik tanımlamalara başvurmakla yetiniyordu. Marx’ın “din halkın afyonudur” sözü, Komintern’in faşizm tahlili ile idare edilen uzun yıllardan sonra düşmanın iç çelişkilerini ve çatışmalarını, gelişme dinamiklerini öğrenmeye yönelen araştırmacılar ortaya çıktı. 90’lı yıllarda Ruşen Çakır’ın cemaatlerin, Tanıl Bora ve Kemal Can’ın ülkücü hareketin içine göz atan kitapları bu alandaki öncü çalışmalar oldu. İslamcı hareketin iktidara yerleştiği ve yenilmezlik algısının oluştuğu yıllarda işin sırrını çözmek için cemaat okullarına öğrenci gibi sızan, İslamcı mahallelerde saha araştırması yapan, yerel yönetimleri, İslamcı sermayeyi, hatta İslamcı işçileri inceleyen, anlamaya çalışan araştırmalarla bu külliyat giderek büyüdü. Düşmanın zayıf noktaları, kırılganlıkları bilinmeden doğru zamanda, doğru yere vurmak mümkün olmazdı. Bu ne...