Ana içeriğe atla

Dr. Che’nin Yolu

meselâ denerken damarlarında bir serumu
                                        ölmek ayıp olur mu?
Nazım Hikmet
Kapitalizm kendisinin sorumlu olduğu ekolojik felaketlerin sonucunda para ve insan hayatı arasında apaçık bir yol ayrımına gelmişken, Dr. Che’nin yolunda yürüyenler insanlığın yaralarını sarmakla kalmıyor, bu vicdansız, aşağılık, kokuşmuş düzene mahkûm olmadığımızı da gösteriyor. Solunum cihazı yetersizliği nedeniyle yaşlıları feda eden piyasa acımasızlığı, sürü bağışıklığı yöntemine başvuracağını açıklayarak vatandaşlarını gözden çıkardığını ilan edebilen burjuva ahlakı distopyayı gerçek kılarken, içinde hasta yolcular olduğu için birçok ülkenin geri çevirdiği gemiyi kabul eden Küba, ütopyanın da uzak olmadığını gösteriyor. Salgının ilk anından itibaren Vuhan eyaletinde kendi ürettikleri ilaçlarla birlikte sağlık hizmeti veren, bununla kalmayıp İtalya’nın Lombardiya bölgesine koşarak giden Kübalı sağlık ekibi sadece COVID-19 hastalarına değil bütün insanlığın yaralarına merhem oluyor.
Hiçbir maddi karşılık beklemeden, samimi duygularla tanımadığı kardeşlerinin yardımına koşan Kübalı sağlık ekibini anlamak için önemli bir kaynak var elimizde. Steve Brouwer tarafından yazılan ve 2012 yılında Notabene Yayınları tarafından yayımlanan Devrimci Doktorlar kitabını okumak için dut pekmezi tavsiyesinden sokağa çıkma yasaklarına geçilen günlerden daha uygun bir zaman olamazdı.

Bencilliğe karşı dayanışmanın savaşı

Latin Amerika’yı gezerek tıp devrimini yerinde gözleyen Brouwer, bu devrimin arkasında yatan anlayışı göstermek için, Latin Amerika Tıp Okulu’nun duvarına asılan Fidel’in sözünü aktardığında burjuva ahlakıyla hesaplaşıp, sosyalizmin yaratacağı yeni insanın nasıl olması gerektiği konusunda ipuçları veriyor: “Bu bencilliğe karşı dayanışmanın savaşı olacak.” Biraz sonra Tıp Okulu’nda parasız öğrenim gören öğrencilerin tek yükümlülüğün, yoksullarla dayanışma bilinciyle evlerine dönmeleri ve kendilerini halk sağlığına adamaları olduğunu da okuyacağız.
Bugün İtalya’da görülen Küba Sağlık Tugayı’nın geçmişi bu tür birçok yardımla dolu. 1963’te Cezayir’de ilk örneklerden biri yaşanıyor. Nikaragua depreminde yardıma ilk koşan Küba Afet Tugayı olmuş, üstelik Nikaragua, Domuzlar Körfezi istilası için CIA eğitimine topraklarını açmış olmasına rağmen. Binlerce kişinin öldüğü, yüzbinlerce kişinin evsiz kaldığı Pakistan depreminde Küba sağlık tugayı 1536 kişiyle Kaşmir dağlarına dağılmıştı. Daha önce gerçek bir kış görmemiş Kübalılar 7 ay boyunca kaldıkları Pakistan’da karlar altında çöken çadırlarında yaşam savaşı verirken bile sağlık hizmetini aksatmamışlardı. Ayrılırken geride, eğittikleri 450 Pakistanlı doktoru bırakmışlardı. Katrina Kasırgası sonrasında 1500 kişilik sağlık tugayı ilk yardım çantalarını kaparak ABD kıyılarına gitmiş ancak Bush yönetimi bu yardımı kendine yediremeyerek geri çevirmişti. Kendi halkına uzatılan yardım elini havada bırakan vicdansızlığa karşılık ezilenlerin dayanışması yine samimi ifadelerle söze dökülmüştü. 1991 yılında Küba’yı ziyaret eden Mandela teşekkürlerini “Küba halkı, Afrika halklarının kalbinde özel bir yer tutuyor. Afrika tarihinde kendilerine destek vermek için böylesine seferber olan başka hiçbir halk yoktur” sözleriyle iletiyordu. Mandela 1995’te mesajını açıyordu: “Kübalılar bölgemize doktor, öğretmen, asker, tarım uzmanı olarak geldiler, sömürgeci olarak değil.”

CIA’ya alarm zilleri çaldıran operasyonlar

Küba’nın dünya halklarına yardımı sağlık ekipleri göndermekle sınırlı değil. Koruyucu hekimlik anlayışıyla halk sağlığı alanında büyük başarı sağlanırken, Latin Amerika ve Karayipler’de 1,5 milyon kişiye ücretsiz göz ameliyatı sağlayan Mucizevi Misyon programı ile CIA’nın tehlike raporları yazmasını gerektiren alarm kapitalist dünyada çınlıyordu. Dünya Sağlık Örgütü, 2010 yılında Afrika’daki menenjit salgının ölümcül olduğunu açıkladığında, Küba, Brezilya ile birlikte hastalığın bakterisini nötralize eden dünyanın tek aşısından 50 milyon doz hazırlamıştı. Kansere karşı ümit vadeden çok sayıda ilaç Moleküler İmmünoloji Merkezi tarafından geliştirilmiş durumda.
Fidel’in bencilliğe karşı savaşını kapitalizm haklı olarak kendisine karşı savaş olarak algılayıp Küba sağlık sistemine sabotajlar düzenlemiş. ABD’de yürürlüğe giren Küba Sağlık Profesyonelleri Koşullu Programı bu tuzaklardan biriydi. Guatemala gibi doğrudan tehditlerin geldiği ülkeler olmuş. Burada Gizli Anti Komünist Ordu, ülkede görev yapan Kübalı sağlık ekibine Guatemala’yı terk etmeleri için tehdit içerikli mektuplar göndermiş, fakat Dr. Guevaralar yerlerinden bile kımıldamamış. Ülkemizde belediyelerin yardım kampanyalarının neden engellendiğini bilenler sosyalist sağlık sisteminin kapitalizm için yarattığı tehlikeyi çok rahat anlayacaklardır.

Bolivarcı Devrim

Kitabın ikinci yarısında Brouwer, Küba’dan ayrılarak Latin Amerika’da Bolivarcı iktidarların olduğu ülkeleri inceliyor. İlk durak Chavez’in Venezüella’sı. Ekonomik ve politik arka plan ile birlikte Chavez yönetiminde yaşanan değişim kısaca anlatıldıktan sonra Barrio Adentro adını taşıyan halk sağlığı programı geniş biçimde ele alınıyor. Sağlık komitelerinde yer alarak aktifleşen kadınların zamanla halk meclisi liderliğine kadar yükselmesi Barrio Adentro’nun toplumu dönüştürmede de rol oynadığını gösteriyor.
Küba kadar yer verilen Venezüella ile ilgili bölümlerde tıp öğretiminin müfredatı ve etiği hakkında bilgi verilirken yazar, 21. Yüzyıl Sosyalizmi veya başka bir adla Bolivarcı Devrim’in sözcülüğünü üstleniyor. Halk sağlığı uygulamalarını tehdit olarak gören kontraların sağlık çalışanlarına yönelik saldırıları da anlatılıyor.

ALBA (Amerika Halklarının Bolivarcı İttifakı) aracılığıyla kıtadaki diğer ülkelerle yapılan işbirliği, okuma-yazma programı, öğrencilere burs verme gibi uygulamalar Halkların Amerika Kıtası perspektifi içinde ele alınıyor.
Bugün İtalya’da bulunan Kübalı sağlık ekibinin hikayesi kısaca böyle. Kapitalizm kendisinin sebep olduğu felaketler karşısında çaresiz kalıp, piyasalaştırılmış sağlık sistemiyle insanlığa korku tünelini tek yön olarak gösterirken, sosyalist Küba COVID-19 virüsüne karşı 22 ilaç üretme garantisi vererek Dr. Che’nin yolundan tüm dünya halklarına ulaşıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...