Ana içeriğe atla

SANAYİ DEVRİMLERİ

 Düşün, uzay çağında bir ayağımız,

Ham çarık, kıl çorapta olsa da biri

Ahmed Arif

Katı olan her şey buharlaşıyor” sözünün hafif kaldığı baş döndürücü bir hızla değişen dünyada bilimsel-teknik buluşları anlamak bunların yarattığı ekonomik, sosyal, kültürel hatta ekolojik sonuçlarla baş edebilmek için şart. Değişimin hızı, anlama çabasının da bir o kadar hızlı olmasını gerektiriyor. Taş Çağı’nda bir dönemden diğerine geçiş süresi milyonlu rakamlarla ifade edilirken, Endüstri 3.0’dan Endüstri 4.0 dönemine geçiş 20 yıl gibi bir sürede tamamlanıyor. Dönemler arası geçiş süresinin kısalığı kuşaklar arasında bilgi ve deneyim aktarımını anlamsızlaştırırken, bir önceki dönemin beceri ve yetenekleri yeni dönemde engel olarak karşımıza çıkabiliyor. İster dünyayı değiştirmek, isterse hayata tutunmak için geliştirilmiş olan stratejiler yeni dönemin sorunlarını çözmede bir reçete sunmuyor.


Kadir Has Üniversitesi Öğretim Üyesi Ömer Faruk Görçün’ün yazdığı Endüstri 4.0 adındaki kitap bu açıdan bizi aydınlatıyor. İngiltere’de yaşanan Sanayi Devrimi’nden başlayarak Endüstri 4.0 aşamasına nasıl gelindiğini anlatan çalışma son derece anlaşılır bir dille yazılmış. Her dönemi daha iyi anlamak için yapılan kitap ve film önerileri, metinde geçen bazı kavramların açıldığı kenar notları okumayı keyifli ve rahat kılıyor.

Sanayi Devrimi’ne yol açan nedenleri ortaya koymakla işe başlayan yazar, 17. yüzyıl İngiltere’sinde yükselmekte olan burjuvaziyi, işçi sınıfının oluşumunu, bu sınıfların arasındaki ittifakın aristokrasinin egemenliğine nasıl son verdiğini anlatarak Sanayi Devriminin sadece buhar enerjisinin kullanılmasına indirgenemeyeceğini sınıfsal bir perspektifle göstermiş oluyor. Kendi içinde iki alt bölüm taşıyan Endüstri 1.0 döneminde atölyelerin yerini fabrikalar alırken sanayileşmenin ilk kaybedeninin zanaatkarlar olduğunu görüyoruz. Her yeni dönem kendi kaybedenini yaratacaktır. Pamuk, kömür, çelik dönemin en önemli kaynakları iken demiryollarının Sanayi devriminin lokomotifi olduğunu söylemek uygun bir benzetme olur. Sermaye birikimine, bankacılık ve sigortacılığın ortaya çıkışına dikkat çekilen bölümün film tavsiyesi: Antikacı Dükkânı, Germinal, The Corporation belgeseli; kitap önerileri ise: Sanayi ve İmparatorluk-Hobsbawm, Kökler-Haley…

1870 yılından Berlin Duvarı’nın yıkıldığı 1989 yılına kadar devam eden Endüstri 2.0 döneminde enerji kaynağı olarak kömürün yerini petrolün alması, demiryollarının gözden düşüp, karayollarının yıldızının parlaması, buhar makinelerinin yerini içten yanmalı motorlara bırakmasının sonuçları anlatılıyor. Taşıma aracında daha az yer kaplayan petrolün ikmal problemini ortadan kaldırmasıyla tedarik sürecinin hızlanması, devasa boyutlardaki buhar makinelerinden boşalan alana ikame edilen küçük boyutlara sahip içten yanmalı motorlardan artan yerin fabrikaların verimlilik ve yüksek performans kriterlerine uygun biçimde dizayn edilmesine olanak tanımasının üretim artışına yol vermesi açıklanıyor. Fordizm ve Taylorizmin ortaya çıkışı ele alınıyor. Elektrik enerjisinin kullanmaya başlanmasıyla birlikte Endüstri 2.0 dönemi de kendi içinde iki alt döneme ayrılıyor. Temel enerji kaynağı değiştikçe öne çıkan deniz taşımacılığı, demiryolları ve karayollarının kentleşmeye etkileri bu bölümün dikkat çeken bilgilerinden. Endüstri 2.0 dönemini daha iyi anlamak için okuyacağınız eser: Gazap Üzümleri-Steinbeck; izlemeniz gereken filmler: Modern Zamanlar, Cinderella Man filmleri, Highway Hearing ile Zeitgeist belgeselleri…

Endüstri 3.0 dönemine damgasını vuranın tüketiciler olduğunun, kişiye özel taleplerin belirleyiciliğinin standart ürünlerinin dolayısıyla bant üretiminin sonunu getirdiğinin, şirketlerin tedarik zinciri içindeki bazı faaliyetlerini hizmet alımı yoluyla gerçekleştirmeyi tercih ettiğinin, ürün çeşitliliğinin fason üretimi avantajlı hale getirdiğinin, özellikle yüksek teknoloji ürünlerinin üretim sürecinin parçalanarak farklı coğrafyalarda gerçekleştirilmeye başlandığının anlatıldığı bölüm içinden çıkmak üzere olduğumuz dönemi ele alıyor. Fason üretimin avantajı, müşteri taleplerindeki herhangi bir değişiklik olduğunda ürünün ilgili bölümünü üreten fason üreticinin değiştirilerek ihtiyacın hızla karşılanabilmesinde yatıyor. İletişim alanında yaşanan teknolojik ilerlemelerin, bilgisayarların küçülerek ofislere girmesini, Windows işletim sistemi ile bilgisayar kullanımını kolaylaştırmasının küresel hale gelen tedarik, üretim ve lojistik süreçleri yalın ve planlanabilir hale gelmesini sağladığı aktarılıyor. Kendi zaman ve mekânını yaratan sermaye, dünyayı kendisi için üzerinde güneş batmayan bir imparatorluğa dönüştürüyor. Fiber optik kablolar ve dijital telefonların sağladığı iletişim olanakları dünyanın herhangi bir yerinde gerekli hale gelen strateji değişikliğinin kısa sürede gerçekleştirilmesinin önünü açarken, internetin, küresel tedarik zincirinin farklı coğrafyalarında yer alan paydaşlara online toplantı yapma olanağı sağlaması, Autocad gibi yazılımların bilgisayarda tasarım ve teknik çizimi kolaylaştırması dönemin “hayaldi, gerçek oldu” dedirten ilerlemelerinden. PayPal ödeme sistemin internete entegrasyonu ile e-ticaret gelişirken, blog ve forumlar müşteri taleplerinden haberdar olmayı getiriyor, kitlesel üretim yerini yalın üretime bırakıyor, makineler gerekmedikçe çalışmıyor, sabit kapasite yerini çevik üretime bırakıyordu. Bunlar fason üretim ve hizmet alımını avantajlı hale getiriyor. Birçok meslek yok olurken, yeni işkolları doğuyordu. Hayvan Çiftliği-Orwell, Tüketim Toplumu-Baudrillard, Dünya Düzdür-Fridman kitapları ile Rocky IV filminin dönemin ruhunu yakalamada yardımcı olabileceği düşünülmüş.

Nihayet Endüstri 4.0 bölümüne geldiğimizde bu dönemin 2011 yılında düzenlenen Hannover Fuarı ile başladığını ve insandan arındırılmış, akıllı makinalarla işleyen bir üretim biçimine doğru ilerlemekte olduğumuzu anlıyoruz. Üretimin, müşterinin tam olarak ihtiyaç duymasıyla başlayıp, ihtiyaç karşılandığında sona ereceği, en yüksek çeşitlilik ve en az üretim miktarının hedeflendiği bir sistemin amaçlandığını görüyoruz. Sensörler ve mikroçiplerin temel araç olduğu bu dönemde nesnelerin interneti adı verilen sistemin gündelik hayatımıza da etki edeceği bekleniyor. Evden uzaktayken çalıştırılabilen klimalar, eksik olan yiyeceği bize haber verebilen ya da sipariş veren buzdolabı, yüz ifademizden ruh halimizi anlayarak bize iyi gelecek müziği çalmaya başlayan otomobiller çılgın projelerin nasıl olabileceğine dair verilmiş bir cevap aynı zamanda. Kim bilir mekanizmadan çok metabolizmaya benzeyen bu akıllı makinalar canımızın sıkkın olduğu bir gün iki bira kapıp gelecek, elini omzumuza atarak bizi teselli edecek belki de. Nesnelerin interneti ve büyük verinin üretimde nasıl kullanıldığının anlatılmasıyla ilerleyen sayfalarda hesaplama, analiz ve optimizasyon yapabilen siber fiziksel sistemler, robotlar ve insan çalışmayan akıllı fabrikalar anlatılarak resim tamamlanıyor. Üç boyutlu yazıcıların bilgisayar ortamında tasarım yapmasına olanak vererek, istenilen tipte ürünün istenilen miktarda üretilebildiği bilgisini son sayfalarda ediniyoruz.

Sanayi devriminin aşamaları hakkında bilgilendirici bir çalışma olan Endüstri 4.0 kitabının zayıf tarafı eleştirel yaklaşımın eksik kalması. Yaratıcı bir yıkıcılıkla ilerleyen bilimsel ve teknik ilerlemelerin yaratıcılığından kim ekmek yiyor, yıkıcılığı kimleri vuruyor? Bunları pek göremiyoruz. Endüstri 4.0’ın akla gelebilecek ilk olumsuz sonucu işsizlik. Bu işsizlik şimdiye kadar görülmemiş, ihtiyaç fazlası bir nüfus fazlası doğuracak. Önümüzdeki dönemde vatandaşlık geliri gibi talepler toplumsal hareketler tarafından daha fazla dillendirilecek. Emeğin sermaye tarafından denetimi sendikal faaliyeti zorlaştıracak. Mesai saati sınırları kalkacak, iş ve özel yaşam iç içe geçecek. Öte yandan ameliyat yapan, dava dosyası okuyan robotlar bazı meslekleri ortadan kaldırırken orta sınıfın yok olması piyasada talep yetersizliğine neden olacak, sermaye birikiminin temeli de zayıflayacak. Kapitalizmin yeni bir çelişkiyle baş etmek zorunda kalacak. Emek cephesi kadar kapitalizm için de belirsiz bir sürecin başındayız.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...