Ana içeriğe atla

YAE’cilik Bir Özürdür

 Sen kazandın ama ben haklıydım

Bertolt Brecht

YetmezAmaEvet’çilerden özür beklentisi farklı tepkilere yol açtı. Oya Baydar, Adalet Ağaoğlu gibi erken gelen özürler bir tarafa bırakılırsa bu saatten sonra gelecek özrün kıymet-i harbiyesi olmadığı gibi solun içine doğru yeni bir liberal sızıntıya yol verecek olması nedeniyle hayli sakıncalı. Kaldı ki “Garp cephesinde değişen bir şey yok”. Ali Nesin üç yıl önceki açıklamasıyla aynı akıl tutulmasında ısrarcı olduğunu göstermişti. Bugün de Baskın Oran zeytinyağının üste çıkma özelliğini kanıtlamaya soyunmuş.

YAE tarikatının hutbesinde verdiği vaazda kılıcını “laikçi ihvan”a doğru kaldırarak, maddeler halinde 2010 referandumunun kazanımlarını(!) sıralayan Baskın Oran’ın Artı Gerçek sitesinde yayımlanan yazısını okuduğunuzda, temel hak ve özgürlüklerin güçlendirildiğini, askeri vesayetin zayıflatıldığını, yargı reformunun getirildiğini öğreniyorsunuz. Bu başlıkları güçlendirmek için verilen örnekler haddinden fazla ikna edici(!): Youtube ve Twitter’ın açılması, ölüm döşeğindeki Kenan Evren’in hapis cezasına çarptırılması, Hrant Dink Davası’yla ilgili 1 adet saptama vs. Bununla yetinmeyen liberalimiz hızını alamayarak uzun tutukluluk ve yargılamaların yasaklandığını da eklemiş. Kâğıt üstündeyken kulağa hoş gelen ama yaşamda bir karşılığı olmayan argümanlara yaslanan YAE savunmasının zayıf tarafı ise söylenenler değil söylenmeyenler. O halde malum zata anlatır gibi başlayalım:


Demirtaş ve Kavala rehin tutulurken uzun tutuklamaların yasaklandığını söyleyebilen birinin hangi maddeyi kullandığı başta bonzai ve extacy’ye erişemeyenler olmak üzere merak konusu olabilir. 2010 referandumunun üstünden 10 yıl geçtiği halde etkisi devam eden haplanmış AKP yardakçılı��ı tüm uyuşturucu maddelerin çanına ot tıkayabilir. Narkotik hakkındaki bilgimiz sınırlı olduğundan kaldığımız yerden devam edelim.

AKP’nin Dr Jekyll’dan Mr. Hyde’a bir anda dönüştüğüne inanmamızı isteyen liberal kişilik suçu 17-25 Aralık operasyonuna yıkıyor. Demokrasiyi tramvay olarak görenler, amacına ulaşmak için gerekirse papaz elbisesi bile giyebileceğini peşin peşin itiraf edenler YAE savunmasının konusu değil. Çünkü takiyyeyi reform, gizli ajandayı devrim olarak gösteren bir halüsinasyonun içindeler.

Faşizm tartışmaları hazreti pek ilgilendirmediğinden askeri vesayetin kaldırılmasının demokrasiye geçiş anlamına geldiği masalına inanmaya devam ediyor. Ali İsmail’in, Ethem’in, Berkin’in asker yerine polis tarafından öldürülmesinin demokrasiyle nasıl bir ilgisi olduğu açıklığa kavuşturulmamış.

Kürt Çözümünden bahsedilen yazıda elbette HDP’li belediyelere atanan kayyumlar yok, Barış Akademisyenlerinin esamisi okunmuyor. Paris cinayeti, HDK heyetinin Sinop ve Samsun’da uğradığı linç girişimi Türkiye’deki ilk barışçı Kürt Çözümü girişimi diye selamlanıyor. YAE savunmasından bu “barışçı çözüm girişimi”nin sonucu hakkında bilgi edinmek mümkün değil, sadece başladığını öğrenebiliyoruz.

Youtube ve Twitter yasağının kim tarafından getirildiğini söylemeden bunların açılmasını gündeme getiren uyanık liberalimiz iktidarın hoşuna gitmeyen haberlere erişim engeli getirilmesi konusunda sessiz kalmış. Okuru aptal yerine koymak kullanışlı aptal olmanın hıncından kaynaklanıyor belki de. “Kandırıldık” diye açık açık ağlayabilse bu hakaretamiz davranışa gerek kalmayabilirdi.

Ömrünün son günlerini yaşayan diktatöre, uygulanmayan bir hapis cezası verilmesini önemserken 15 Temmuz darbesinin siyasi ayağının ortaya çıkarılmasını engelleyenlerden bahsetmediğini görünce liberal virüsün körlüğe yol açtığını tıp dünyasından önce tespit edebiliyoruz.

Yargının denetim yetkisinin arttığı iddiasına hiç girmeyeyim. Espri ise hiç komik değil. Tüm Batı’nın AKP’yi demokrat olduğu için desteklediği iddiası, ağzını açanın hapse girdiği bir ülkede temel hak ve özgürlüklerin güçlendirildiğini söyleyebilmesi ise ofansif mizah denemesi mi, mutluluk hapının etkisi mi?

YAE’ciliğin sonuçları ortada iken liberal kişiliğin mürekkep yaladığı için bir şeyler bildiğiyle övünebilmesi, haklı çıkanların eğitim düzeyini sorgulayarak aşağılamaya kalkması YAE’cilerden bir özür beklemenin yersiz olduğunu gösteriyor. Kullanışlı aptallık, yüzsüzlük, narsizm zaten başlı başına özürdür.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...