Ana içeriğe atla

Adalının Türküsü

 alnını

dağ ateşiyle ısıtan
yüzünü
kanla yıkayan dostum
senin
uyurken dudağında gülümseyen bordo gül
benim kalbimi harmanlayan isyan olsun…

Arkadaş Z. Özger’in Aşkla Sana şiirini bilenlerimiz çoktur. Bilmediğimiz ise bu şiirin, İstanbul-Maltepe’de Mahir Çayan’la birlikte kıstırıldıkları bir evde savaşırken ölümsüzleşen THKP-C militanı Hüseyin Cevahir’e yazıldığıdır. Ayrıntı Yayınları’nın Yakın Tarih dizisinden çıkan Cevahir adlı biyografi çalışmasında bu bilgiyle birlikte devrimci bir önderin kısa yaşamına tanıklık ediyoruz.

Her biyografi çalışmasının kuralı olduğu üzere bu kitap da Hüseyin Cevahir’in çocukluğuyla başlıyor ve Dersim kültürü ile mitolojisi bizi karşılıyor. Baba Mansur Ocağı’ndan gelen bir ailenin torunundan bahsederken bu karşılaşma kaçınılmaz oluyor haliyle. Ortaokul yıllarında dünya klasiklerini okumaya başlayan Hüseyin Cevahir’e, iki yaşındayken Kuran okumayı öğrenip, dört yaşında hafız olan şeyhlerin anlatıldığı İslami efsanelere inananlar belki burun kıvıracaklardır ama ilki Anadolu Aydınlanmasının gerçeği, diğeri ise sadece aptal yobazların kanacağı bir yalandır.

Kısa tutulan lise yılları bahsini izleyen üniversite öğrenciliğinin anlatıldığı bölümde İstanbul’a tıp okumaya giden Hüseyin Cevahir’in içine girdiği felsefi tartışmalar eniştesine yazdığı mektuplardan anlaşılmaktadır. Selahattin Hilav, Cevat Çapan, Edip Cansever, Metin Eloğlu ile mutluluk, yabancılaşma vb. konularında tartışırken Aşık İhsani’yi keşfeden ama aynı zamanda Charles Aznavour hayranı olan, dinlemesi için Forget Domani plağını eniştesine gönderen, Hüseyin’in gelişimi çok yönlü olarak sürmektedir.

İstanbul’da aldığı gönül yarasını sarmak için Ankara’ya sığınan Hüseyin artık Siyasallı olur. Bu yıllar anlatılırken dönemin politik atmosferi, gençliğin anti emperyalist eylemleri, faşist saldırılar, SD-MDD tartışması, sol içi çekişmeler, kampüslerin dışına taşarak halkın her türlü sorunuyla ilgilenen Dev-Genç, THKP-C’nin kuruluşu ve ilk eylemleri de anlatılıyor.

Aragon ve Neruda’nın şiirlerini ezbere bilen, Fransa’daki Nouveau Roman akımını takip eden Hüseyin Cevahir’in dergilerde yayımlanmış edebiyat eleştirileri kitabın sonuna alınmış. Fazıl Hüsnü Dağlarca’nın “Çocuk ve Allah” şiiri üzerine yazdığı eleştiri, yaşasaydı Cevahir’in Türkiye’nin en iyi edebiyat eleştirmenleri arasına girebileceğini gösteriyor.

Türkiye Solunda İbrahim Kaypakkaya saha araştırmasına önem veren önder olarak ayrı bir yere konulur. Bu yargının en önemli gerekçesi Kaypakkaya’nın kendi araştırması olan Kürecik Bölge Raporu’dur. Kitabın sonunda Hüseyin Cevahir’in Bismil ve Silvan’daki gözlemlerine dayanan Doğu Anadolu raporunu görenler THKP-C’nin Kürt sorununa ilgisiz olmadığını anlayacaklardır. Yine Cevahir tarafından yazılıp Aydınlık Sosyalist Dergi’de yayımlanan “Kitleler, Küba Devrimi ve Yeni Oportünizm” yazısıyla kendisinin teoriye hakimiyeti ortaya çıkıyor.

Yazar Solgun, faşistlerin ve İslamcıların saldırılarını verirken Aydınlık Sosyalist Dergi’de yayımlanan İslamcılık-emperyalizm ilişkisi ve laikliğin önemine dikkat çeken yazıyı bir dipnotla kayda geçiyor. Devrimci gençliğin Kemalizm’le olan ilişkisine de yer vererek bugüne kadar süregelen sol içi tartışmalara katkıda bulunuyor. Yazarın SD-MDD tartışmasında nerede durduğunu da anlamak zor değil. Ama bu taraflılığın kitabın objektifliğine gölge düşürdüğünü söylemek abartı olur. Burjuva gazetelere ve savcılık iddianamesine bu kadar çok dayanmasa daha iyi olurdu tabiî.

Düzene karşı alternatif kültür oluşturmaya çalışırken parka, postal, Alevi bıyığı ile yapılmaya çalışılan “kıyafet inkılabı”nın ve uzun süre yıkanmayarak girilen kirlilik yarışının devrimciliğin kriteri haline gelmesinin anlatıldığı bölüm devrimci gençlerin arayışlarının saptığı yan yolları göstermesiyle ilginç.



Kitapta anlatmadan geçilemeyecek anekdotlardan biri de mali sorunları çözebilmek için Mete Has’ın 400.000 TL fidye karşılığında kaçırılması, ailenin Kayserili içgüdüsüyle “250.000 versek olmaz mı” diyerek pazarlığa girişmesi. Has ailesinin evinden çıkarken Mahir Çayan tarafından ödünç alınan 200 TL ile eldiven ise kamulaştırmanın dışında tutularak daha sonra söz verildiği gibi iade edilir.

Elrom’un kaçırılması bahsinde yazar H.Solgun önemli bir tartışmaya girişiyor. Verili şartları ortaya koyduktan sonra THKP-C militanlarının var olanın mı yoksa tarihin mi penceresinden bakmaları gerektiğini, aklın koruyucu ormanına girmeleri mi yoksa iradenin imgesel ama ölümcül ovasında koşmaları mı gerektiğini soruyor. Mahir ve yoldaşları ikinci yolu seçerler. Zaten Hüseyin Cevahir de teslim olmasını isteyen babasına “Bak! Seyit Rıza teslim oldu, onu hemen astılar” der.

THKP-C tarihinin bir kesiti olarak da okunabilecek bu çalışma Kızıldere’de değil Maltepe’de sonlanıyor. 51 saatlik kuşatma uzun uzun ayrıntılarıyla anlatılıyor. Mayıs’ın kanlı günü Haziran’a döndüğünde gazeteler yanlışlıkla Mahir’in öldürüldüğünü, Cevahir’in yaralı yakalandığını yazar. Bu durumda elini Mahir’in kanına sürüp zafer nişanesi olarak saklayan polisin ellerinde Cevahir’in kanı vardır.

Yaşanılan acılar burada bitmez, bugün Grup Yorum üyesi İbrahim Gökçek’in cenazesine saldıran insanlık fukaralarının ataları yine aynı şehirde aynı alçakça saldırıyı gerçekleştirir.

Köyünde toprağa verilen bu büyük devrimcinin tabutuna Cahit Sıtkı Tarancı’nın şiirinden 3 dize konulur.

“Kapımı çalıp durma ölüm
Açmam
Ben ölecek adam değilim”

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...