Ana içeriğe atla

Zokora neden özür dilemeli?


Geçen sezon sonunda başlayan şike davasının açtığı yaralara sürülen play-off merhemi belki futbol endüstrisini kurtardı ama futbol ağır bir yara daha aldı. “Hepiniz Ermenisiniz, hepiniz piçsiniz” dövizin taşındığı, Alevilerin evlerinin işaretlendiği, Akepe’li olmayan Kürtlerin Zerdüşt ilan edildiği, rahiplerin öldürüldüğü, “Tanrı Dağı kadar Türk” olan bu ülkede ırkçı nefreti yeşil sahalara taşıyacak bir tosuncuk lazımdı.Bu da milli maçta gol atınca basın tribününe el kol hareketi çeken, gırtlak kesme işaretiyle sahada tehdit savuran, İngiltere’de ırkçı hakaretleri nedeniyle tutunamayan Emre Belözoğlu’dan başkası olamazdı.

Führer Emre içindeki ırkçıyı futbol endüstrisini kurtarmak için icat edilen Süper Final’in ilk maçında ortaya çıkardı. Ki geçen sezon Fenerbahçe-Ankaragücü maçından önce rakip takımın bir oyuncusuna Emre’nin cep telefonundan giden SMS’ler bir bakıma play off maçlarının yolunu açmıştı. Bundan sonrası piyasanın görünmeyen elinin işiydi. Gerçi Futbol Federasyonu Başkanı dururken bir kulüp başkanın “herkes decoder alsın” talimatı vererek Play-Off kararını açıklamasına bakılınca futbolun boğazına sarılmış elleri görmemek mümkün değildi.

Zokora’ya derisinin rengi nedeniyle küfür edilen Fenerbahçe-Trabzon maçından sonra yaşanan gelişmeler de ırkçılığın bu topraklardaki macerasına uygun. Emre, ilk gün “Aptalca bir cümleydi kabul ediyorum” diyerek suçunu kabullenir gibi olduysa sonrasında kabul ettiği cümleyi hatırlayamadı! Ertesi gün ise sözlerini inkar ederek “dingil” dediğini iddia ederek ifadesini değiştirdi. Arkasından bir de Zokora’dan özür beklediğini söyleyerek mağdur rolüne geçti. Zokora bu isteği anlayamamış olabilir ama Sivas katliamı sanıkları için verilen zaman aşımı kararı için “hayırlı olsun” denilip buna tepki gösteren kitleye gaz bombası ve tazyikli suyla saldırılan bir ülkede bulunduğunu, üstelik babasını Sivas katliamında kaybetmiş Mazlum Çimen’in “yakıldığımız için özür dileriz” diyecek noktaya geldiğini öğrendiğinde elbette Emre’den özür dilemesi gerektiğini de anlayacaktır. Eğer anlayamazsa mağdur olduğu için 12 Eylül davasına müdahil olan Maraş canavarı Ökkeş’i, o da yetmezse Hopa’nın üstüne imamın ordusunu salıp, bir emekli öğretmeni öldürüp, hastaneyi kurşun yağmuruna tutup ilçede yaşayan herkesi eşkıya ilan ettikten sonra mağdur rolünü oynayan son Osmanlı padişahını öğrensin. “Madem ki zencisin, özür dilemelisin.”

Emre’nin basın açıklamasına siyahi arkadaşı Yobo’yla çıkması “Benim Kürt arkadaşlarım var”, bizim komşularımız Alevi” diyerek ırkçı olmadığını kanıtlamaya çalışan ırkçıların klasik numarası. Yobo, Maraş katliamında, Ermeni kırımında kapı komşusunu boğazlayan ırkçıları bilseydi bu oyuna katılır mıydı bilemiyoruz ama hayatta olsaydı 6-7 Eylül saldırılarında evi basılan Fenerbahçe’nin Rum futbolcusu Lefter’in, Emre’yle aynı takımın formasını giymiş olmanın üzüntüsünü duyacağı kesin. Fenerbahçe’nin efsanevi futbolcusu Lefter, 1980’lere kadar kulübe üye bile yapılmazken adı ırkçılıktan şikeye, hapiste yatan kontrgerilla şefini ziyaret etmekten tribünlere el kol sallamaya kadar her pisliğin içinde geçen bu kişi sürekli kollanıyor. Trabzon’un Pontus takımı olduğunu söyleyerek aklı sıra rakibini aşağıladığını sanan Ömer Çavuşoğlu gibi şahsiyetler kulüp yönetiminden gelip geçiyor. Rum, Ermeni, Yahudi sıfatını hakaret olarak kullanan milli refleks Fenerbahçe Cumhuriyeti’nin de resmi ideolojisi oluyor. Fenerbahçe kalecisi Volkan ırkçılık küçük bir tatsızlıkmış gibi “o da bana el kol hareketi yaptı, Trabzon yenildiği için bunları gündeme getiriyor” diyor. Şike, doping ve ırkçılık UEFA tarafından futbolda en büyük suçlar olarak görülüp sıfır tolerans tanınıyor ama Volkan için bunlar büyütülecek meseleler değil. Tanrı Dağı’nın eteğinde tek dil, tek bayrak ve tek renk isteniyor. İyisi mi Zokora özür dilesin, iş tatlıya bağlansın.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...