Futbolseverler için bir şenlik olan Dünya Kupası sona erdi. Fransa ve İtalya’nın gruptan çıkamaması, Uruguay’ın finalin kapısından dönmesi, Gana’nın ABD’yi elemesi, Almanya’nın İngiltere ve Arjantin’e uyguladığı dört dörtlük tarife, çizgiyi geçen top tartışması, “Tanrının eli”nin bu sefer Suarez’de zuhur etmesi, kaçan penaltılar, ne yapacağı bilinmeyen bir top ve kulakları tırmalayan vuvuzela ile muhteşem bir gösteri hafızalarda yerini aldı.
Dünya Kupası bir şenliktir. Sevdiğimiz futbolcuları başka formalarla seyrederiz. Daha önce yan yana oynayanlar bu sefer karşı karşıya gelir. Daha önce rakip olanlar da aynı takımdadır. 32 ülkenin 736 futbolcusu bu sefer başka bir dizilişle, başka bir taktikle, başka adamlar olarak görünürler gözümüze. Ronaldo, Portekiz’de başkadır; Real Madrid’de başka. Milito, İnter’de kahramandır; Arjantin’de yedek. Bir de yolu buralardan geçenler vardır. Onlar da gururlandırır. Dos Santos, Lugano, Tello daha da sevdirir Uruguay’ı, Meksika’yı, Şili’yi…Gidip de dönmeyenler, şimdi şampiyon İspanya’nın,Almanya’nın başındadır. Onlar mutluysa biz de mutlu oluruz. Anıları hala bizimledir çünkü…
Bir karnavaldır Dünya Kupası. 32 ülkeyi 5 kıtayı bir araya getirir. Mesut’a Almanya forması giydirir; Gökhan’a İsviçre’nin kaptanlığını verir; İtalya-Arjantin maçında (1990 Dünya Kupası) Napolileri Maradona’nın hatırı için Arjantin’in tarafına geçirir.
Dünya Kupası’nın bir başka özelliği de komplo teorisyenlerini harekete geçirmesidir. Hükümet düşer, enflasyon düşer, komplo teorileri gündemden düşmez. İşçi sınıfı futbol topunu izlerken hipnotize olmaktadır; diktatörler darbe yapmak için pusuya yatmış Dünya Kupasını beklemektedir. Adettir, örnek olarak hep 1978’de Arjantin’de yapılan Dünya Kupası verilir. Oysa Arjantin’de askeri darbe 1976 yılında yapılmıştır. İnsanları okyanusa atmak, toplu mezarlara gömmek için iki yıl sonra yapılacak Dünya Kupası beklenmemiştir. Darbeci generaller Dünya Kupası’nı Arjantin’in imajını düzeltmek için fırsat olarak görmüşlerse de evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Turnuvayı izlemeye gelen yabancı gazeteler yayınlarıyla kendi vatandaşlarını cuntanın işlediği suçlar konusunda bilgilendirdi. Daha Dünya Kupası’nın açılış töreninde Alman TV sunucuları kaybolan insanları kendi halkına anlattı. Birçok makalede Hitler’in 1936 Olimpiyat Oyunları’na atıfta bulunarak cuntanın niyetine dikkat çekildi. Dünyanın dört bir yanından gelen TV ekipleri kayıp annelerinin eylemlerini kendi ülkelerine izlettiler. 1978 Dünya Kupası’nı izleyen herkes “gerçek Arjantin”’in tanığı oldu. Avrupalılar bir anda Latin Amerika ile ilgili haber ve makaleleri okumaya başladılar. Araba tamponlarının üzerine etrafı dikenli tellerle çevrili futbol topu resimleri yapıştırıldı. Arjantinliler milli takımlarını desteklediler ama stada geldiği zaman Diktatör Videla’yı ıslıkladılar. Türkiye, Şili, Yunanistan, Pakistan gibi ülkelerde ordular darbe yapmak için Dünya Kupası düzenlemeye ihtiyaç duymadan tankları harekete geçirmiştir. Yönetenler darbe, katliam, savaş, işgal için 4 yılda bir yapılacak turnuvayı beklemezler. Dünya Kupasından komplo teorisi üretme çabası beyhude bir iştir. Kaldı ki futbol askeri darbe, diktatörlük, iç savaş dönemlerinde bile halkın isyanını ifade edebilmesinin bir yolu olmuştur.
Bayrakları, konfetileri, meşaleleri, hep bir ağızdan söylenen şarkılarıyla yaşamın karnavala dönüştüğü yerlerdir tribünler. Kitleleri bir araya getirir, dayanışma duygusu yaratır. Havaya birlikte zıplayıp, birlikte dövünen insanların kolektiveyi hayata geçirdiği mekânlardır. Her şeyin parayla alınıp satıldığı bir dünyada aykırı bir sestir. Kapitalizmin Homo Economicus’ları değil, takımlarını karşılıksız seven, maça girebilmek için saatlerce yağmurun altında bekleyen, hafta sonu tatilini deplasman yollarında tüketen, cebindeki son parasıyla bilet alan insanlar vardır orada.
“Sinefiller” film festivalleri sırasında nasıl sinema salonlarına “prangalanıyorsa”, caz severler nasıl konserleri kaçırmıyorsa futbolseverler de Dünya Kupası’nı işte öyle izliyorlar. Bir filmi izlerken, bir şarkıyı dinlerken, bir şiir okurken ne kadar afyon yutarsanız, maç izlerken de o kadar afyon yutarsınız. Fazlasını değil. O kadar afyon da taraftar gruplarının 1 Mayıs günü Taksim’de pankartlarıyla yer almasını, Tekel işçilerine tribünlerden destek verilmesini engellemiyor.
Komplo teorisi “gridir” dostum, futbol sahasının çimleri ise “yeşil”.
Dünya Kupası bir şenliktir. Sevdiğimiz futbolcuları başka formalarla seyrederiz. Daha önce yan yana oynayanlar bu sefer karşı karşıya gelir. Daha önce rakip olanlar da aynı takımdadır. 32 ülkenin 736 futbolcusu bu sefer başka bir dizilişle, başka bir taktikle, başka adamlar olarak görünürler gözümüze. Ronaldo, Portekiz’de başkadır; Real Madrid’de başka. Milito, İnter’de kahramandır; Arjantin’de yedek. Bir de yolu buralardan geçenler vardır. Onlar da gururlandırır. Dos Santos, Lugano, Tello daha da sevdirir Uruguay’ı, Meksika’yı, Şili’yi…Gidip de dönmeyenler, şimdi şampiyon İspanya’nın,Almanya’nın başındadır. Onlar mutluysa biz de mutlu oluruz. Anıları hala bizimledir çünkü…
Bir karnavaldır Dünya Kupası. 32 ülkeyi 5 kıtayı bir araya getirir. Mesut’a Almanya forması giydirir; Gökhan’a İsviçre’nin kaptanlığını verir; İtalya-Arjantin maçında (1990 Dünya Kupası) Napolileri Maradona’nın hatırı için Arjantin’in tarafına geçirir.
Dünya Kupası’nın bir başka özelliği de komplo teorisyenlerini harekete geçirmesidir. Hükümet düşer, enflasyon düşer, komplo teorileri gündemden düşmez. İşçi sınıfı futbol topunu izlerken hipnotize olmaktadır; diktatörler darbe yapmak için pusuya yatmış Dünya Kupasını beklemektedir. Adettir, örnek olarak hep 1978’de Arjantin’de yapılan Dünya Kupası verilir. Oysa Arjantin’de askeri darbe 1976 yılında yapılmıştır. İnsanları okyanusa atmak, toplu mezarlara gömmek için iki yıl sonra yapılacak Dünya Kupası beklenmemiştir. Darbeci generaller Dünya Kupası’nı Arjantin’in imajını düzeltmek için fırsat olarak görmüşlerse de evdeki hesap çarşıya uymamıştı. Turnuvayı izlemeye gelen yabancı gazeteler yayınlarıyla kendi vatandaşlarını cuntanın işlediği suçlar konusunda bilgilendirdi. Daha Dünya Kupası’nın açılış töreninde Alman TV sunucuları kaybolan insanları kendi halkına anlattı. Birçok makalede Hitler’in 1936 Olimpiyat Oyunları’na atıfta bulunarak cuntanın niyetine dikkat çekildi. Dünyanın dört bir yanından gelen TV ekipleri kayıp annelerinin eylemlerini kendi ülkelerine izlettiler. 1978 Dünya Kupası’nı izleyen herkes “gerçek Arjantin”’in tanığı oldu. Avrupalılar bir anda Latin Amerika ile ilgili haber ve makaleleri okumaya başladılar. Araba tamponlarının üzerine etrafı dikenli tellerle çevrili futbol topu resimleri yapıştırıldı. Arjantinliler milli takımlarını desteklediler ama stada geldiği zaman Diktatör Videla’yı ıslıkladılar. Türkiye, Şili, Yunanistan, Pakistan gibi ülkelerde ordular darbe yapmak için Dünya Kupası düzenlemeye ihtiyaç duymadan tankları harekete geçirmiştir. Yönetenler darbe, katliam, savaş, işgal için 4 yılda bir yapılacak turnuvayı beklemezler. Dünya Kupasından komplo teorisi üretme çabası beyhude bir iştir. Kaldı ki futbol askeri darbe, diktatörlük, iç savaş dönemlerinde bile halkın isyanını ifade edebilmesinin bir yolu olmuştur.
Bayrakları, konfetileri, meşaleleri, hep bir ağızdan söylenen şarkılarıyla yaşamın karnavala dönüştüğü yerlerdir tribünler. Kitleleri bir araya getirir, dayanışma duygusu yaratır. Havaya birlikte zıplayıp, birlikte dövünen insanların kolektiveyi hayata geçirdiği mekânlardır. Her şeyin parayla alınıp satıldığı bir dünyada aykırı bir sestir. Kapitalizmin Homo Economicus’ları değil, takımlarını karşılıksız seven, maça girebilmek için saatlerce yağmurun altında bekleyen, hafta sonu tatilini deplasman yollarında tüketen, cebindeki son parasıyla bilet alan insanlar vardır orada.
“Sinefiller” film festivalleri sırasında nasıl sinema salonlarına “prangalanıyorsa”, caz severler nasıl konserleri kaçırmıyorsa futbolseverler de Dünya Kupası’nı işte öyle izliyorlar. Bir filmi izlerken, bir şarkıyı dinlerken, bir şiir okurken ne kadar afyon yutarsanız, maç izlerken de o kadar afyon yutarsınız. Fazlasını değil. O kadar afyon da taraftar gruplarının 1 Mayıs günü Taksim’de pankartlarıyla yer almasını, Tekel işçilerine tribünlerden destek verilmesini engellemiyor.
Komplo teorisi “gridir” dostum, futbol sahasının çimleri ise “yeşil”.

Yorumlar
Yorum Gönder