Ana içeriğe atla

Ülker Abla bildiriyor: Diriyim, şimdilik

 “Cennete gitmek istedim otostopla,

Cinnete kadardı tüm yollar oysa”

Didem Madak

Edebiyatımızın son dönem yetiştirdiği en parlak kalemlerden olan Seray Şahiner, koca dayağından kaçıp hayata tutunmaya çalışan Ülker Abla’nın macerası ile tekrar karşımızda. Her ne kadar Ülker Abla, romana başlarken cennetle cehennem arasında bir durakta olduğunu söylese de Dante’nin İlahi Komedya’sından yapılan alıntının kitabın girişine çakılması “Welcome to Hell” tabelası gibidir. Zebanilerin kim olduğu ise romanın gidişatı içinde anlaşılacaktır.

Everest Yayınları’ndan çıkan romanda yazarın hem kendi yapıtlarına hem de başka edebiyatçıların eserlerine göndermeler/benzerlikler var. Eser boyunca birkaç kez zıvanadan çıkma noktasına gelen Ülker Abla’nın hangi şairimize selam gönderdiğini feminist hareket içinde yer alan kadınlar kolayca anlayacaktır. Ülker Abla’nın karnını doyurmak için meyve suyu ve çubuk kraker karşılığında kan bağışında bulunması uzak doğu edebiyatından esintiler taşırken, bulunma korkusu içinde polise tanınmamak için kimliğini yaktığında “Kadının Adı Yok” olmaktadır.

Hastanede tanıştığı, dualarıyla yardımcı olmaya çalıştığı üniversiteli bir kadından ateizmi öğrenince kendisinin daha kötü (!) durumda olduğunu anlaması Ülker Abla için aydınlanma anıdır. Çünkü o Allah’a inanıyordur ama Allah ona inanmıyordur ki. Yine de bu hayata dayanmak için yalvaracak hatta yeri geldiğinde isyan, yeri geldiğinde tövbe edilecek bir Allah lazımdır. Dinin kalpsiz bir dünyanın kalbi, ruhsuz bir dünyanın ruhu olduğunu söyleyen sakallı amcaya da buradan selam olsun.

Hayat Okulu versus Akademi

Kadınların koca dayağına yıllarca katlanmasını sorgulayan eğitimli insanların Freud’a dayanarak yaptığı analizler alt sınıftan gelen Ülker Abla tarafından yoksulluğun ve çaresizliğin dili ile çürütülür, ağır tahrik bahanesiyle katile iyi hal indiriminde bulunan mahkemelerin yanına koyulan “Froyd” ile birlikte “Lakan” da Ülker Abla’nın küfürlerinden nasibini alır.

Gizli olması gereken kadın sığınma evlerinin dikkatsizlik sonucu adresinin faş edilmesinin eleştirisinin de kaçak çalıştırılan göçmen işçiler sorununda bulunduğu romanda insan ilişkilerine de değiniliyor. Müslüm Gürses’in cenazesi, İbrahim Tatlıses’in ölmemesinin yaratığı hayal kırıklığı ölümden nemalananların varlığını ortaya koyarken, Türkan Şoray, Fatma Girik üzerinden kadınlık halleri sergileniyor.

“Hayır, o pezevenk, benim halimi harap edip benim ütülediğim takım elbiseyle iyi hal indirimi alamaz.”

Karakola şikayetçi olmanın işe yaramadığını deneyimlemiş Ülker Abla, polis kayıtlarındaki kaza süsü verilmiş ifadelerin şifrelerini çözerek altında yatan erkek şiddetini görebilecek kadar analist olmuştur. Zaten mahkemede sergilenecek “iyi hal”i de tahmin etmektedir. O yüzden hastanede başı ve kolu sargılı yatar halde gördüğü Çiğdem’in söylendiği gibi trafik kazasından getirilmediğini anlaması zor olmaz. Ev kazalarının(!), balkondan ayağı takılıp düşme(!) vakalarının uzmanıdır. Çiğdem’in kocasına yakalanmamak için hastaneden kaçışı sırasında kadın dayanışması devreye girer. Hatta bir de gizli ortakları vardır.



Evdeyken de sokaktayken de tecavüz korkusuyla yaşayan Ülker Abla’nın roman boyunca bu korkusunu gündelik dille (+18) dışa vurması onu sahici bir karakter haline getirmiş. Haplanma, örgü, tespihle oynama gibi davranışlar karakterimizin psikolojik durumunu anlamamıza yetiyor. Arada bir diri olduğunu açıklaması her an bir yerlerde kadın cinayetleri işlenirken hayatta kalmanın ölmekten zor olduğunu gözümüze sokuyor. Seray Şahiner mizahı ustalıkla kullanarak içimizi karartmadan cinayet, şiddet, tecavüz sarmalındaki kadınların hayata tutunma mücadelesini anlatıyor.

Ülker Abla her ne kadar görünür olmaktan korksa da okunmayı, duyulmayı ve Çiğdem’e yaptığı gibi sarılmayı bekliyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...