Ana içeriğe atla

KHK Zulmüne Şiirle Kafa Tutmak

 “Karanlık zamanlarda şarkı da söylenecek mi

Elbette, şarkı da söylenecek, karanlık zamanları anlatan”
Bertolt Brecht

Bir gün sabırlı ellerimiz bu kör karanlığı dağıtıp, bir türlü gelmek bilmeyen sabahlar kapımızı çaldığında nasıl olup da bu sonsuz kötülüğe dayanmış olduğumuza şaşıracağız. Geriye dönüp yaralarımızı nasıl sardığımızı, nelere tutunup hayatta kaldığımızı birbirimize anlatacağız. Bunlar belki telefonda “Nasılsın” diye soran bir ses, yüzüne kapanıp ağladığımız bir dost, belki bir şarkı, bir film, kanımıza karışıp akan alkol olacak. Kim bilir?

Gün gelip devran döndüğünde kötülüğün kaybettiğini göremeyenlerimiz toprağın altında sevincimizi paylaşacak, acıyı bal eyleyerek bugüne kalanlar boyun eğmemenin onurunu bir madalya gibi taşıyacak.

2001 krizi sonrasının yarattığı elverişli ortamda yoksulların gözünde edindiği yüksek krediyle işe başlayan, kullanışlı aptalların yarattığı illüzyondan da sonuna kadar yararlanan parti-cemaat koalisyonunun birlikte çalıp çırptığı, birlikte kumpas kurduğu dönemde payımıza baskı ve zulüm düşmüştü. Ortaklığın bozulup iç çatışmaya vardığı andan itibaren yaşadığımız saldırının dozu olağanüstü oranda arttı. Sadece emek, barış, laiklik mücadelesi içinde yer alanlara değil, kendisinden olmayanların varlığını beka sorunu haline getirip biat etmeyenlere yönelik kindar bir taarruz başlatan yeni iktidar bloğu, iyi ve güzel olan her şeyi ortadan kaldırmaya yemin etmiş gibiydi.

90’lı yıllarda sokakta verilen fiili mücadeleyle kurulan ve nice badireler atlatan KESK de bu hayasızca akından nasibini fazlasıyla aldı. OHAL ilanı ile birlikte tarihin en ağır saldırısı altında kaldık. Binlerce üyemiz savunması bile alınmadan hukuksuz bir biçimde işinden edilirken yargıya başvurma hakkı da üyelerimizin elinden alındı. Emekliliği hak edenlerin ikramiyesini gasp etmek istediler, çalışma hakkını elinden aldıklarının başka yerde işi bulmasını yasakladılar. İntiharları, iş cinayetlerine kurban gidenleri, bu acıya dayanamayıp kalp krizi, kanser gibi hastalıklara yenik düşenleri çaresizce izledik, kalbimize gömdük. Bize ağaç kabuğu yemeyi reva gördüklerinde taşın vicdanı sızladı, toprak bereketini kesti, yağmurlar dünyaya küstü ama onlar yaptıkları kötülükle gurur duydular.

Beraber ıslandık tazyikli sularda…

Bu yazı KHK ile ihraç edilen kamu çalışanlarından biri olan Büro Emekçileri Sendikası üyesi Safiye Özşener’in yeni yayımlanan şiir kitabı vesilesiyle aynı durumdaki tüm KESK’lileri anlamak, anlatmak ve takdir etmek için kaleme alındı. Gençlik ve Spor Bakanlığı’nda sendikamızın iş yeri temsilciliğini yürüten Safiye abla ertesi gününü düşünmeden cebindeki son parasını çıkarıp ihtiyacı olan birine verirken bunu o kadar doğal bir biçimde yapardı ki düzenin dayattığı ilişkilerin dışına çıktığının farkına bile varmazdı. Paylaşmak sanki doğa yasasıydı da o da bu yasaya uyuyordu. Sendikamızın ihraç edilen üyelerimize verdiği dayanışma aidatını, başkaları yararlanabilsin diye darda kalmadıkça almadı. Konfederasyonumuzun yöneticileri tutuklanırken adliye önünde sabahlamak, sendikamızın çağrısına uyup iş bırakmak, torba yasa, 4+4+4 gibi radikal eylemlerde bulunarak ateşten gömleği giymek onun için yemek içmek gibi doğal bir şeydi. Sadece sendikamıza değil toplumsal muhalefete de destek vermeyi ihmal etmedi. Hopa davası görülürken sabahın ilk saatlerinde alanda yerini aldı. Hacettepe direnişini ziyaret edemediğinde maddi desteğini iletti. Ergenlikten çıkıp üniversiteye hazırlanan oğlunu emanet edecek birilerini aramadı, çünkü devrimci gençlere güvenebileceğini biliyordu. ODTÜ’de ayağa kalkıp SBF’de Burhan Kuzu’dan omlet yapan gençler, akşamları Safiye ablanın evinde soluğu alıyorlardı. Dostluğu çabuk, sevmesi aceleydi. Direniş alanında tanıştığı Tekel işçileri sonraki yıllarda Ankara’ya yolları düştüğünde hem işyerinde hem evinde onu ziyaret ettiler. Diyarbakır’da kalacak yeri de böylece oluşmuştu. Tekel işçileri onu evlerinde ağırlamakla kalmadı, çatışmalı geçen Diyarbakır-Bursa maçında spor yazarı olan eşinin güvenliğini de sağladı.

“Sık dişini, yılma sakın, vazgeçme bu umuttan”
Metin Altıok

Ve bir gün kötülük imparatorluğu kendi içinden çatırdadığında önce açığa alındı, daha sonra ihraç edildi. At izi ne kadar it izine karışırsa karışsın sosyalist kimliği, hakkındaki iddiaları boşa çıkarıyordu. Fakat ferman verilmişti bir kere. Süleyman’ın mührü bütün yasaların, lehine sonuçlanan araştırmaların, kanıtların üstündeydi. Sonrası bütün KHK mağdurlarının yaşadığı gibiydi. Belki birkaç kere intiharın kıyısından döndü, yine de hayata tutunabildi. İzan Yayıncılık tarafından yayınlanan “Şarap Rengi Zamanlar” adlı kitap inadına yaşamanın, direnmenin şiirleşmiş hali olarak karşımıza geldi.



Kitabın imza günü geçtiğimiz Cumartesi günü (18 Eylül) düzenlendi. Söylemeye gerek yok ki sendikamızın üye ve yöneticileri bu özel gününde kendisini yalnız bırakmadı. Fotoğraflarla desteklenen şiirlerinde karanlığa gömülü yıllarda çekilen çileler, acıyla baş etme gücü, her şeye rağmen yeniden yeşertilen umut kendini gösteriyor. Geçmişin acılı muhasebesini tutmak geleceğe iyimser bir köprü kurulmasına engel olmuyor. Haklı bir öfke dizelerden fışkırıp önümüze düşüyor. Dicle ile Fırat’ın bakıştığı kederli bir coğrafyada Hasankeyf’in, küçelerin, kemerlerin izlerini arıyor, yangın yerine çevrilmiş bir bölgede Mem u Zin ateşini harlıyor. Zulmün karşısına sevgiyle çıkıyor. Kısaca Safiye ablanın şiirleri kötülüğe atılmış bir tokat oluyor, “Yenilmedim, ayaktayım “diyor. Ekmeği ve hayatı pahasına dimdik duran KESK’lilerin yaptığı gibi…

Veyl; kendini satanlara, eğilip bükülenlere…

Selam olsun direnenlere…

Not: Kitabı okuma olanağı bulamayanlar Metin Altıok’un Zor Zamanlarda Gazel şiirinin bestelenmiş halini Muhteber Cihaner’in sesinden dinleyebilir. Biz birbirimizi anlarız yoldaşlar!

* İhsan Gülhan: Büro Emekçileri Sendikası Ankara 2 No’lu Şube Başkanı

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...