Ana içeriğe atla

FUTBOLUN FİLOZOFU SOCRATES

 Futbol ölüm-kalım meselesi değildir.

Ondan çok daha önemlidir.”

Bill Shankly

Bugün efsane Brezilya Milli Takımı’nın kadrosunu soracak olsak, çoğunlukla 2002 Dünya Kupası’nı kazanan Ronaldo, Rivaldo, Roberto Carlos, Cafu’lu kadroyu duyarız. Kafa kâğıdı eskimiş benim kuşağım ise büyülenerek izlediği Zico, Eder, Falcao ve Sόcrates’in birlikte oynadığı ekibi hatırlar. Tribünleri dolduran seyircilere güzel futbol izlettirmeyi maçı kazanmanın önüne koyan Santana’nın öğrencilerinde üstüne gelen topu bahane ederek kendini yere atan Rivaldo’nun çirkefliğini göremeyiz. Dünya şampiyonluğu gibi bir başarıları olmamasına rağmen efsane oluşlarının sırrı da burada yatmaktadır. Kazananın güzel futbol olması için çalışmışlar, bunun için yenilmeyi bile göze almışlardı. 82 Dünya Kupası’nda yaşanan kahredici İtalya yenilgisi bu idealin ödenen bedeli olmuştu. Yarı finale çıkmaya yetecek beraberliği sağladığı halde defansa çekilmeyen Brezilya bize bugün bile hala unutamadığımız bir şok yaşatarak kupadan elenmişti. 5 Temmuz 1982 tarihinin futbolun öldüğü gün olarak tescillenmesinin abartılı bir yanı yoktu. Brezilya kazansaydı futbol sanat olarak icra edilecekken, winner olma isteği İtalyan futbolunun örnek alınmasına yol açtı.

Doktor Sόcrates

Yunan filozoflarına meraklı babanın Sόstenes, Sόfocles gibi isimlerle devam ettireceği serinin ilk çocuğu olan, tıp fakültesini bitirip Che gibi doktorluktan vazgeçen, bir oğluna Fidel adını koyan, Corinthians Demokrasisi projesi ile futbolun filozofu namını hak eden bir futbolcunun biyografisi olarak yazılan Doktor Sόcrates adlı kitap kendini yavaş yavaş öldüren bir aktivistin hayatının aktığı bir film şeridi olarak da izlenebilir.

Cruyff, Zico ve Alex’in önsözleriyle santra vuruşu yapılan kitabın hazırlık paslarına geçilen bölümünde Botafogo takımında antrenmanlara akşamdan kalma gelen, topuk paslarıyla dikkat çeken, maç sırasında yorulduğunda sahanın gölge kısmına çekilen bir genci izlerken Sόcrates’in futbol ve özel hayatının akışı kestirilebilmektedir. Tıp fakültesinde öğrenci iken derslerden çıkıp maçlara kıl payı yetişen doktorun mesleği hakkında Che gibi bir karar vereceği ne kadar belliyse, stajyer hekim olarak gittiği kırsal bölgede kasabalıların onunla tanışabilmek ve imzasını bir reçeteye almak için hayali hastalıklar uydurması da bir yıldızın doğuşunun ayan beyan habercisidir. Taşra takımı olan Botafogo’nun Şehir Kupasını kazanmasının mucize eseri olmadığı kısa sürede anlaşılacaktı.

Oyunbozan bir oyuncu

Kendi takımı lehine verilen hatalı penaltı ve ofsayt kararlarında fikrini söyleyen, hakemi aldatmak için kendini hiç yere atmamış olan Sόcrates’in futbolun çirkinleşmesine karşı durduğu kadar etik değerlere can verdiği de tartışma götürmez. Bu duruşu ve yapmacık davranmayı bilmemesi, Corinthians’a transferi sırasında sorulan bir soruya karşılık Santos taraftarı olduğunu açık açık söylediğinde olduğu gibi başını derde sokabilecekti.

Futbolu entelektüel bir faaliyet olarak gören Sόcrates, 4-2-4, 4-3-3 gibi şemaları yıkarak “organize kaos” adını verdiği doğaçlama, yaratıcı ve öngörülemez bir futbolun peşindeydi. Zaman zaman taraftarın öfkesine maruz kalan Sόcrates’in gol attığında sevinmeyerek onları protesto ettiği anlarda, bir aktivistin doğmak üzere olduğu seziliyordu.

Brezilya’da yaşanan askeri darbeden sonra babasının evdeki kitapları yakmasına bir anlam veremeyen Sόcrates büyüdüğünde Corinthians Demokrasisi’ni kuracak bilince erişecekti. Futbolcuların kulübün yönetiminde söz, yetki ve karar sahibi olduğu Corinthians Demokrasisi’nin temelini daha önce Botafogo’da oynarken görünmeyen emeğin sözcülüğüne soyunduğunda görmek mümkündü. Masörün, çamaşırcı kadının, stat hademesinin başarıda payı olduğunu ileri sürerek galibiyet primlerinden onların da yararlanmasını sağlamak en altta yer alanları gören bir gözün yapabileceği işti.

Lanet olası 5 Temmuz

Sόcrates’in futbol hayatının en önemli kırılma noktası olan 82 Dünya Kupası’nın anlatıldığı bölümde kitabın yazarı Andrew Downie, Brezilya’nın oynadığı SSCB, İskoçya, Yeni Zelanda ve Arjantin maçlarına bizi götürüp, o günlerin coşkusunu tekrar yaşatıyor.

İthaki Yayınları’ndan çıkan kitapta sadece Brezilyalıların değil futbolu seven herkesin kahrolduğu o lanet olası 5 Temmuz günü ise yerinde bir kararla ayrı bir bölüm olarak ele alınmış. Kupayı alma uğruna futbolu katleden İtalya Milli Takımı hakkında cinayet soruşturması açan tek savcı bile çıkmazken, FIFA da daha sonra şampiyonluğu tescilleyerek yardım ve yataklık yapmaktan geri durmaz. Bitiş düdüğünden sonra beyaz çizgilerle çevrilmiş cinayet mahallinin kenarında teknik direktör Santana’ya tek kelime etmeden sarılır Sόcrates. Çektiği acı yüzünden okunan Santana, futbolcularını tek tek tebrik eder. Yıllar sonra bile 2-2’lik beraberliğin üstüne yatmadığı için gelen eleştiriler karşısında asla pişmanlık göstermeyen Tele Santana, bu konuda Sόcrates’in desteğini de her zaman alacaktır. Brezilya halkı da çirkinleşmeyi bilemediği için kaybeden takımlarını anlayışla karşılar. Bu yenilgiden dolayı kimseyi suçlamasa da Sόcrates’in, emekliliğine yaklaşırken Malatyaspor’a transfer olan bir oyuncuya karşı beslediği olumsuz duyguları, nedenleriyle birlikte bu bölümde öğreniyoruz.

“Yensen de yenilsen de demokrasiden vazgeçme”

Memleketine döndüğünde cuntaya karşı demokrasi mücadelesine hız veren Sόcrates futbolla ilgili gelen sorulara sosyal adalet, halk sağlığı konusundaki görüşleriyle cevap veriyor, 15 Kasım’da yapılacak seçime katılımı sağlamak için maça takım arkadaşlarıyla birlikte “Dia 15 Vote” yazılı tişörtlerle çıkıyor, Corinthians’ın şampiyonluğu diktatörlüğün yıkılmasını isteyenlerin zaferine dönüşüyordu. Yurt dışından gelen ve yüklü miktarlar içeren transfer tekliflerini inandığı davadan vazgeçmemek için reddettikçe Corinthians Demokrasisi üstündeki baskılar artıyor, ama onlar yine de maça “Yensen de Yenilsen de Demokrasiden Vazgeçme” pankartıyla çıkıyordu. İtalya’dan gelen transfer teklifi karşısında demokrasiye geçilirse ülkesinde kalacağını açıklayarak seçim sonuçlarını etkilemeye çalışıyordu.

Diktatörlüğün sonunun gelmesinde oynadığı rol paha biçilmezdi. Yine de Senato’da yapılan seçimin 22 oyla kaybedilmesi Sόcrates’in İtalya Komünist Partisi’yle de ilişkiye geçtiği Fiorentina günlerinin olduğu gibi zirveden inişe geçişinin de başlangıcıdır.

Sόcrates’in kişisel kariyerindeki kırılma noktalarından olan 86 Dünya Kupası’ndaki Fransa-Brezilya maçına da biyografide doğal olarak genişçe yer ayrılmış. Bu bölümde hem maçın heyecanını tekrar yaşıyor, hem kaçan penaltının öyküsünü öğreniyoruz.

İnişe geçen Sόcrates’in yaşadığı birçok başarısızlık ve hayal kırıklığına rağmen bir türlü futboldan kopamaması kitabın son bölümlerinde karşımıza buruk bir şekilde çıkıyor. Futbolu ölüm-kalım meselesi olarak görmeyen Doktor, ikinci cümlesinden itibaren Shankly’den ayrılıyor ama ona yine de özel bir yer veriyordu. Teknik direktörlüğe başladığında kazanmaktan çok tribünü dolduran taraftarlara şov izlettirmek istiyor, takımın taktiği hakkında oyuncuların görüşünü alıyordu. Futbola olan tutkusu başına olmadık belalar açıyor, yorumcu olarak çağrıldığı TV programlarında tarafsızlığı bir kenara bırakarak Corinthians amigosu gibi yaptığı yorumlar rakip takım taraftarlarının öfkesine neden oluyor ama doktor başka türlü davranmayı ömrünün sonunda bile öğrenemiyordu.



Sonsuza dek kalbimizdesin

İngilizlerin efsanevi futbolcusu George Best’in “1969’da içkiyi ve kadınları bıraktım. Hayatımda geçirdiğim en berbat 20 dakikaydı” sözüne uygun bir yaşamı olmuştu. Biranın kahvaltıda içilmeyecek bir içecek olduğunu bilmeyen Sόcrates siroz olduktan sonra biranın kendisine iyi gelmediğini düşünerek şaraba başlamıştı. Hiç tanımadığı insanların karaciğer nakli teklifi elbette gurur vericiydi ama bir o kadar da durumun vahametini gösteriyordu. Fakat Tıp Fakültesi mezunu Sόcrates kendi kendinin doktoru olmayı reddediyordu.

Corinthians’ın şampiyon olduğu bir pazar günü ölmek istediğini gökyüzüne fısıldayan Sόcrates’in bu dileği tanrılar katında kabul görür. “Ateistlerin açıklayamayacağı olay” 4 Aralık 2011 tarihinde gerçekleşir. Onunla vedalaşmak isteyen yüzlerce insan Botafogo ve Corinthians formasıyla Bom Pastor Mezarlığı’na gelir. Mezar taşının üstüne şampiyonluğunu istediği takımın bayrağı serilirken, eyaletin öbür ucunda şampiyonluk maçına çıkan Corinthians tribünlerinde “Sόcrates, Huzur İçinde Yat” ve “Sόcrates, Sonsuza Dek Kalbimizdesin” pankartları açılır. O gün Brezilya’da oynanan her maçta doktor için saygı duruşunda bulunulur. Gözleri yaşlı taraftarlar “Sόcrates, Sόcrates, Sόcrates!” diye haykırırken onun attığı goller sonrasında yaptığı gibi yumruklarını havaya kaldırır.

Bulunduğu yerden hayata müdahale ederek, dünyayı değiştirmeye çalışan, bunu yaparken önce karaciğerini sonra hayatını heder eden bu güzel insanı, Sόcrates’i seviniz.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...