Ana içeriğe atla

İsmi İle Müsemma Olamayan Enternasyonal

 “Başarısız boktan bir kış geçirdik”

Turgut Uyar

Marx’ın Manifesto’nun sonunda bütün ülkelerin işçilerine birleşmeleri yönünde yaptığı çağrı ilk olarak I. Enternasyonalle ete kemiğe bürünmüştü. Fakat o dönemde henüz doğum aşamasında olan işçi hareketi kısa bir süre sonra dağılmıştı. 1889’da tekrar kurulan ve 2 numaralı formayı sırtına giyen yeni enternasyonal, bir taraftan kapitalizmin geliştiği, diğer yandan işçi sınıfının da sendikaları ve partileri ile onun karşısına dikildiği bir dönemin ürünüydü.

Patricia van der Esch’in II. Enternasyonal’i mercek altına aldığı çalışması Yordam Kitap tarafından literatürümüze kazandırıldı. 1. Dünya Savaşı sırasında aldığı tutumla tüm Marksistler tarafından mahkûm edilmiş olsa da anlatılan hikâye bizim hikayemiz. Bugünden bakıldığında hata olduğu tartışma götürmeyen kararların alınmasında konjonktürün zorlamasının mı, dönemin sosyalistlerinin teorik yetersizliklerin mi belirleyici olduğunu bilmek günümüze önemli dersler bırakabilir. Benzer sorunlar farklı kılıklarda karşımıza çıktığında yararlanabileceğimiz bir ders…

Enternasyonalde yaşanacak tartışmalar dönemin işçi hareketinin bilinç ve örgütlülük düzeyinden bağımsız ele alınamayacağından, yazar bize Almanya, Fransa ve İngiltere’den başlayarak İtalya, İspanya, Hollanda, İskandinav ülkeleri, Rusya ve Doğu Avrupa’da kısa bir tur attırıyor. Lassale, Bebel, Liebknect gibi önderlerin, Gotha ve Erfurt programlarını yazmış partilerin Almanya’sı, Guesde ve Jaures’in öne çıktığı, CGT konfederasyonunda birleşen işçilerin Fransa’sı, Fabian Derneği ve Trade Unions rüzgarını arkasına alan İngiltere tanıtım faslının önemli durakları.

Bir yerden sonra rehberimiz rotayı içimize doğru çeviriyor. Tartışmaların hangi eksende döndüğünü öğreneceğimiz yolculuğumuz başlıyor: I. Enternasyonal’e Marx-Bakunin çatışması damga vurmuşken, anarşistlerin yeni enternasyonale alınmaması, kapıdan kovulup bacadan girdiklerinde ise Zürih kararı ile dışlanmaları, tartışmaların Marksizm içi tartışmalar yani sendikalizm-politisizm ya da devrimcilik-reformizm ekseninde geçmelerine yol açar. Trade Union rüzgarıyla enternasyonale katılan İngilizlerle, barikat savaşlarından çıkıp gelen Fransızlar ilk görüş ayrılığını yaşayan uluslar olur. Reformistlerle, devrimciler arasındaki anlaşmazlıklar iki kanadın ayrı ayrı kongre yapmasına kadar varır. Daha sonra yapılan birleşik kongrelerde 8 saatlik işgünü, iş mevzuatı, 1 Mayıs gösterileri ve iktidarın nasıl ele geçirileceği konuşulur. 1893’te Engels’in kapanış konuşmasını yaptığı kongre katılanlar için tarihi bir anı olur.

Reformizm ile karşı karşıya

Kendiliğinden gelişen işçi direnişleri dönemi geride kalırken işçi sınıfının kendi örgütlerini kurarak mücadele bayrağını programatik biçimde yükseltmesiyle güçlenen sosyalizm fikriyatı üst sınıflardan aydınların ilgisine mazhar olur. Ancak teorinin sulanması da bu noktada başlar. İlk olarak Bernstein, Marx’ı “güncellemeye” girişir. Fransa’da Millerand’ın burjuva hükümete katılması yakıcı bir sorun olarak ortaya düşer. Bu duruma yol açan Kautsky kararını, Dresden kararı ile silmek gerekecektir. Reformizm ile devrimciliğin karşı karşıya geldiği anlardan biridir bu.

Enternasyonalin işleyişi “Uluslararası Sosyalist Büro “ başlığı altında ele alınırken, Sosyalist Gazeteciler ve Uluslararası Sosyalist Kadınlar Kongresi gibi alt örgütlenmelerden de bahsediliyor. Sosyalist kadınlar taleplerinin başına oy hakkını koyuyorlar. Enternasyonaldeki önemli tartışma başlıklarından biri de genel grev konusu. Ağır baskı altında (Sosyalistlere Karşı Yasa) yaşayan Alman sosyal demokratları genel greve karşı çıkarken, aynı gerekçe 1 Mayıs kutlamalarında da sosyalistlerin önüne çıkıyor, işçi sınıfının gücünü meydanlarda göstermek isteyen Fransızların karşısına Almanlar tatille yetinme önerisi ile geliyor. Öte yandan sendikal hareketin yükselmesi Belçika, İngiltere ve Rusya gibi ülkelerde siyasal talepler için de genel greve başvurulmasının yolunu döşüyor. Yazar, sendikal hareketin devrimci bir yönelimi güçlendirmemesini kısmen sosyalist önderler arasındaki kuşak farkına bağlıyor. Reformizme gönül indirilmesinde refah artışının da payı olduğunu ekliyor. Kanımca ülkelerin mücadele geleneğini de yabana atmamak lazım. Sosyal demokrat partilerin üye sayısının ve oy oranının artması da reformizmi mutlaka beslemiştir.

Enternasyonal’in ölümü

Kapitalizmin, emperyalist aşamaya ulaşmış olması sosyalistlerin önüne yeni sorunları ortaya koyar. Savaş durumunda alınacak tavır tartışması ile II. Enternasyonalin beyin ölümünün semptomları görülmeye başlar. Ulusal çıkarları hatırlayan(!) Alman delegasyonu, Marx’ın ünlü sözünü “Bütün ülkelerin proleterleri birbirinizi katledin” şeklinde anlamaktadır. Lenin, Liebknecht ve Luxemburg’un varlığı savaş durumunda sosyalistlerin barış talebiyle yetinemeyeceğini, kapitalizmi yıkma hedefini sürdürmesi gerektiğini Stuttgart Kongresinin kararlarına eklenmesini sağlar.

Emperyalist paylaşım savaşının patlamasıyla birlikte ilk olarak Sırp sosyalistleri savaş kredilerine karşı oy verir. Fransız sosyalistleri, ülkeleri Alman saldırısına uğradığında savaş kredilerine onay verme kararı alır. Alman sosyalistleri ise dezenformasyonun ve iletişim olanaksızlığının da kurbanı olur. Fransız sosyalist Jaures’nin öldürüldüğünü bildiren telgraf Berlin’e ulaşamazken, üstüne bir de Fransız uçaklarının Nürnberg’i bombaladığı yalanı servis edilir. Alman sosyalistleri bu gelişmelerin ortasında savaşa onay verir. Aynı gün Fransa ve Belçika’da da benzer karar alınır. Rus Duma’sındaki sosyalist vekiller ise akıntıya karşı durmayı becerir.



İlk günah işlendikten sonra kendi ülke burjuvazilerinin eteğine daha sıkı yapışan sosyalistler Enternasyonalin varlık nedenini ortadan kaldırınca, savaşa katılmayan ülkelerin sosyalistleri konferanslar toplayarak müdahale etmeye çalışır. İtilaf devletlerinin sosyalistleri de kendi aralarında toplanarak hedeflerini Almanların yenilmesi olarak belirler. Lenin savaşın başında enternasyonalin ölüm teşhisini koyar, yenisini kurma fikrini ortaya atar. Tartışma artık Almanların yenilmesi gerektiğini düşünenlerle kendi devletlerine karşı devrimci mücadele verilmesi gerektiği düşünenler arasında cereyan etmektedir. Zimmerwald konferansında yeni enternasyonal kurma fikri reddedilse bile ok yaydan fırlamıştır.

İki buçuk enternasyonal

Savaş yıllarında nasyonalizm, enternasyonalizme galebe çalmıştır. Savaş bitince hem sosyalist hareket içinde hem sendikal harekette ayrışma kaçınılmaz olur. Sosyalist partilere muhalif komünist partiler kurulurken III. Entenasyonal, ikincisinin karşısına dikilir. Savaşta alınan tutumlar nedeniyle birbirinin yüzünü görmek istemeyen ulusal seksiyonlar II. Enternasyonal’in tam kadro toplanmasını imkânsız hale getirir. 1917’de işçi sınıfının Rusya’da iktidarı ele geçirmesi hedefin büyümesini gerektirir. 1919’da ilk kongresini gerçekleştiren III. Enternasyonal devrim hedefini ortaya koyarak kısmen çekim merkezi olmaya başlamışken ünlü 21 maddenin ilan edilmesi II. Enternasyonalden kopan bazı partilerin arafta kalmasına neden olur. Arada kalan partilerin oluşturduğu birliğe “ikibuçuğuncu enternasyonal” adı yakıştırılır. Rakip hale gelen üç enternasyonalin yürütme kurulları Berlin’de toplansa da birlik çabaları sonuçsuz kalır. 1923’te 2 ve 2,5 numaralı enternasyonaller birleşir.

Enternasyonaller tarihinde dikkat edilmesi gereken nokta; III. Enternasyonalin, bir öncekine alternatif olarak ortaya çıkmasıdır. 1889’da öncülünün sürekliliğini sağlama iddiasıyla kurulan II. Enternasyonal kendinden sonraya olumlu bir miras bırakmayınca kopuş kaçınılmaz olur.

Yordam Kitap, 2020 yılı sonunda yayımladığı İkinci Enternasyonal kitabıyla tarihimizin unutmak istediğimiz sayfasını önümüze koyarak varlığını sürdüren ulusalcılık sapmasına karşı bizi uyarıyor.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

SIRRINI VER ANKARA

     Tekmil ufuklar kışladı    Dört yön, onaltı rüzgar    Ve yedi iklim beş kıta    Kar altındadır.   Ahmed Arif, Karanfil Sokağı adını verdiği şiirine tüm dünyanın kar altında olduğunu söyleyerek başlar ki kendisinin de yedi iklimden bahsettiğine baktığımızda aynı anda tek mevsimin yaşanması pek mümkün değildir. Şairin bir bildiği var diyerek şiire devam edelim. …    Vatanım boylu boyunca    Kar altındadır Dünya ölçeğinden Türkiye sınırlarına çekilen şair bir kez daha yolların, dağların, tarlaların kar altında olduğunu vurgulama gereği duyar.     Döğüşenler de var bu havalarda El, ayak buz kesmiş, yürek cehennem   …    Dağlara çekilmiş    Kar altındadır İzleyen kıtada dünyayı değiştirmeye çalışanlara selam göndermek isteyen Ahmed Arif, mücadele ateşinin yandığı yerlerin bile kar altında olduğunu söylerken iki karşıt gücün çatışmasını tezat sanatı eşli...

Sabahattin Ali’nin Meskeni Ankara

  Fotoğraf: Eşi Aliye ve kızı Filiz ile, Ankara “ Bir gün kadrim bilinirse, İsmim ağza alınırsa, Yerim soran bulunursa: Benim meskenim dağlardır ” Sanat ve edebiyat hayatının kalbi attığı kent deyince akla İstanbul gelir. Ankara’nın payına düşense bürokrasi ile özdeşlemektir. Aslında hayat bu algıya uymaz. Sevgi Soysal Yenişehir’i, Gülten Akın Seyranbağları’nı eserlerine taşımış, hem Birinci hem İkinci Yeni akımı Ankara’da doğmuş, Ahmed Arif’in Karanfil Sokak’tan, Altındağ’dan, İncesu’dan, Enver Gökçe’nin DTCF’den bahseden şiirleri burada yazılmış, Sivas’ta yakılan Behçet Aysan ile Metin Altıok en çok Ankara sokaklarını yasa boğmuş, Attila İlhan’a, Ece Ayhan’a, İlhan Berk’e, Vüs’at O. Bener’e ilham kaynağı olan yine bu şehir olmuştur. Geçmişte kalmış parlak bir sayfa olarak görülemeyecek bu durum Ahmet Telli, Mehmet Eroğlu, Nazlı Eray, Gürsel Korat, Cemil Kavukçu ve Barış Bıçakçı’nın eserleriyle sürekliliğini korur. Behzat Ç. polisiyesini bir kenarda tutsak bile üniversite yılların...

Şarkılarla Şehir Turu

  Hoş geldiniz değerli misafirler. Kömür deposunun boşalmasından Mamak’a sonbaharın geldiğinin anlaşıldığı bugünlerde Samsun asfaltından hareket edecek otomobilimizle kısa bir şehir turu atacağız. Şehrin tarihine ve kültürüne tanıklık edeceğimiz bu gezinti sırasında yanından geçtiğimiz yapılar bizi şarkılarla karşılayacak. İlk olarak Çağdaş Türkü grubunun söylediği “Uyanıyor Ankara” şarkısıyla önünden geçmekte olduğumuz Siteler’de binlerce işçinin işe yetişme telaşıyla yaşama kavgasına başladığını görüyoruz. Direksiyonumuzu sola kırarak geldiğimiz Cebeci Asri Mezarlığında Selda Bağcan’ın “Uğurlar Olsun” şarkısı Uğur Mumcu şahsında öldürülen gazeteciler için saygı duruşuna geçmemiz gerektiği uyarısında bulunuyor.   Hacı Taşan’ın “Ankara’da yedim taze meyvayı” türküsünün geldiği yöne ilerleyerek Kale ile Augustus Tapınağı’nın arasından geçerken Frig ve Galatlılardan kalan izlerin hala silinmemiş olmasının sevincini sizinle paylaşıyoruz. Taze meyve demişken Ulus Halini rotamıza d...