Ana içeriğe atla

Kayıtlar

2023 tarihine ait yayınlar gösteriliyor

Sağlık Endüstrisinin Röntgeni

  “N’olur uyuma. Yağmur. Sakin sakin. Ara ara. Yağıyor. Uyuma! Her şey, artık her şey tüccarların elinde” Birhan Keskin Sağlık alanı 2000’li yılların başından itibaren şiddetli sınıf çatışmalarına sahne olmuştu. TTB ile SES sağlık hizmetlerinin piyasalaştırılmasına karşı muhalefeti örgütlemeye çalışırken, Dev Sağlık-İş sektördeki güvencesiz çalıştırma biçime karşı harekete geçiyor, parasız sağlık mücadelesinin öncüsü sayılabilecek Halkevleri mahallelerde sağlık ocaklarının kapatılmasını engellemeye çalışıyordu. Herkes İçin Sağlık ve Güvenli Gelecek Platformu, Türkiye Büyük Sağlık Hakkı Meclisi gibi kitlesel örgütlenmelerin de kurulduğu bu dönemin sonunda ne yazık ki organ mafyasını mumla aratacak gözü dönmüşlükle saldıran kapitalizm insan sağlığını pazara açmayı başarmıştı. GSS yasasının TBMM’de görüşüldüğü gün yapılan yürüyüş sırasında sivil polislerin silahlarını üstümüze ateşlemesi iktidarın sağlığın piyasalaştırılmasını hazine avı gibi gördüğünü gösteriyordu. Sağlığın hayati ön...

Mülksüzleştirilenlerin Geri Dönüşü

  “fabrikayı işçiler çalıştırır İşçileri bir milyoner Ben diyorum ki size Fabrikayı işçiler çalıştırır“ Hasan Hüseyin Korkmazgil İşçi sınıfının eylem repertuarı içerisinde miting, grev, işyeri önü direnişleri nicel olarak öne çıksa da, fabrika işgalleri hem mülkiyeti sorgulaması, hem çalışma ilişkileri üzerindeki dönüştürücülüğü hem de karşı iktidar deneyimleri yaratması bakımından ayrı bir yer tutar. Deniz Gürler’in 2021 yılında Cahit Talas Sosyal Politika Ödülüne layık görülen doktora tezi  20. ve 21. yüzyılda çeşitli ülkelerde yaşanan fabrika işgallerini teorik, tarihsel ve ekonomik arka planıyla birlikte incelerken aralarındaki farklara da dikkat çekerek değişen dünyanın işçi sınıfı hareketine etkisini ortaya koyuyor İletişim Yayınları tarafından “İşgal, Direniş, Üretim” adıyla yayımlanan kitabın 20. yüzyıl işgallerini ele aldığı bölümünde dönemin komünist parti ve sendikalarını aşarak 1917 Rusya’sı ile 1936 İspanya’sında tepe noktasına ulaşan, 1920 Torino’sunda konsey ve ...

Namlunun Ucundaki Yıllarımız

  “ Diyarbakır ortasında vurulmuş uzanırım Ben bu kurşun sesini nerde olsa tanırım” Yusuf Hayaloğlu 90’lı yıllar korkunçtu. Yargısız infazlar, kaçırıp kaybetmeler, faili meçhul cinayetler, işkencede ölümlerin arasında kelle koltukta gezdiğimiz zor yıllardı. Günlerce evimize gidemeyip saklanmak zorunda kaldığımız, polis takibini atlatma konusunda çeşitli yöntemler geliştirdiğimiz, kaçırılma girişimi sırasında kimliğimizi çevredekilere duyuracak şekilde bağırmamız gerektiğini birbirimize öğrettiğimiz o yılları yaşayıp bugüne gelebilenler Murathan Mungan’ın Diyarbakır’da bir cinayetle başlayıp 995 km uzaktaki Alanya’da başka bir cinayetle biten romanını okurken kendilerinden birçok şeyi bulabilirler. Bana, 96 Nisan’ının soğuk bir Ankara akşamında Kızılay’da karşılaştığım bir yoldaşımın “Operasyon başladı, sakın eve gitme” dediği anı, beni kaçırmaya gelen sivil polislerin arabasına Aydınlıkevler’de tur attırırken hayatımın bir film şeridi gibi gözlerimin önünden geçişini, Beytepe kampü...

Rusya'nın Üzerinde Dolaşan Hayalet

  “Gülü çiğdemi filan bırak Sardunyayı karidesi filan bırak Acıyı ve ölümleri bırak Oy pusulalarını ve seçimleri bırak Evet Seçimleri özellikle bırak Çünkü açlık çoğunluktadır” Turgut Uyar Putin Rusya’sı üzerine bir-iki kelam edecek olsak ilk aklımıza gelenler; ABD’nin Ortadoğu planlarını sekteye uğratacak, NATO’ya kafa tutacak kadar kudretli, AB’yi kendine bağımlı kılacak kadar gaz zengini, Şanghay İşbirliği Örgütü, BRICS gibi birlikler kurarak siyasi ve ekonomik olarak dünyada yükselen güç olmaya aday bir devlet olurdu. Kendi ülkesinde de muhalifleri demir yumrukla susturan, oligarkların çekindiği bir lider profili çizen Putin için işlerin o kadar da tıkırında gitmediğini Wagner isyanı ile görmüş olduk. Ancak daha öncesinde Notabene Yayınlarından çıkan Putin’in Emek İkilemi adlı çalışma ile Rus yönetiminin başka korku kaynaklarının olduğu ortaya konulmuştu. Eski sosyalist ülkelerdeki politik ve iktisadi dönüşümler üzerine çalışan Stephen Crowley, renkli devrimler coğrafyasında bu...

Büro ile Barikat Arasında Çeyrek Yüzyıl

  “biz bir parça acemi bir su yorumcusuyuz öteden beriden dayan ı kl ı l ı k ta şı r ı z durmadan” Şuraya bir sabah güneşi çizecek olsak ne çizerdik? 25 yıl önce bugün doğan ve kamu çalışanları hareketine büro hizmet kolundan kan taşıyan BES’i… Davul-zurnayla iş bırakıp, vergi dairelerinin, adliyelerin, SGM’lerin önünü bayram yerine çevirenleri… İşyerlerinden meydanlara doğru akarken eyleme katılmayanlara bile “İyi ki KESK var” dedirtenleri… Yeri geldiğinde polis panzerini çiğneyip “Büro ile Barikat Arasında” kitabını yazan Engels’i mezarında gülümsetenleri… “ellerimiz bir türkü gibi öyle, kendili ğ inden uzun bir gündüzü farkedenlerin en sonuncusuyuz” Şuraya bir kardelen çiçeği çizecek olsak ne çizerdik? Bütün haklarımızı elimizden alıp bizi yurttaşı olduğumuz ülkenin müşterisine dönüştüren piyasalaştırma saldırısına karşı kamu yararını savunan BES’i… Vergide Adalet  mottosu ile halkın soyulmasına karşı duranları, sosyal güvenlik hakkına sımsıkı sarılarak toplumun yaralarını ...

Karşı Devrimci Burjuvazi ile Geriye Dönüş

  “Ben nereye gittimse bütün zulumlardı Bütün açlıklardı kavgalardı gördü ğ ü m Kötülüklerin büsbütün egemen oldu ğ u Namussuz bir ça ğ  bu biliyorsun” Cemal Süreya   Aydınlanma, Rönesans, burjuva devrimleri gibi büyük sıçramalarla bugüne kadar gelen ve bu süreç boyunca birçok siyasal, ekonomik, sosyal hak elde eden insanlık geçen yüzyılın sonlarından itibaren yönünü geriye çevirmiş görünüyor. İnsan Hakları Bildirisi, Amerikan Bağımsızlık Bildirgesi, Eşitler Manifestosu, Halkın Şartları gibi tarihsel belgeleri yaratan sınıf mücadelesi ezilenler aleyhine değiştikçe uluslararası sermaye Washington Konsensüsü, Gats gibi anlaşmalarla rövanşı alıyor. Jean Jacques Rousseau’nun çağları aşan sesi Carl Schmitt’in çıkardığı gürültü ile bastırılırken demokrasinin yerine seçilmiş krallar, laikliğin yerine teokratik yapılar, kadının yerine aile ikame edilmeye çalışılıyor. Marx’ın Komünist Manifesto’yu yazdığı dönemde tarihteki devrimci rolünü teslim ettiği burjuvazi, şimdi orta çağa d...

Orada Bir Üniversite Var Uzakta

  “Bunalıyoruz çocuk, bunalıyoruz Biçim veremediğimiz şeylerin Biçimini alıyoruz” Şükrü Erbaş AKP’ye olan desteğin gençler ve eğitimli kesimler arasında düşük olduğu bilinir. 2006 yılı sonrasında üniversite sayısının yükselen bir eğri çizmesi ilk bakışta bununla paradoks yaratıyormuş gibi görünebilir. Ancak diploma enflasyonuna yol açan bu atılımın altında üzerinde iyi çalışılmış bir strateji yatmaktadır. Tuğba Tekerek, İletişim Yayınlarından basılan Taşra Üniversiteleri kitabında AKP tarafından açılan üniversitelerde yerlerde sürünen eğitim düzeyini, öğrencilerin ders geçme taktiklerini, yönetici kadroların bilimle mutsuz ilişkisini, meselenin ekonomik boyutunu, selamün aleyküm diyerek hayatımıza girmiş olan şer’i politikaları gözler önüne seriyor. 5 şehirde 8 yıl süren araştırmaya dayanan kitap, 41 ile 41 üniversitenin kurulduğu 2006-2008 arasıyla özel olarak ilgileniyor. Öğrencilerin 3-5 netle bir yerleşebildiği, biyolojiden 0 net ile biyoloji bölümüne, kimyadan -0,25 netle kimy...